Friday, September 14, 2012

Haftasonuma Nur Indi

Canim hocam, biricik profesörüm, ilmi mürsidim, alimler alimi, uluslararasi rejimlerin prensi, devletlu Thomas Beyefendi. Cuma günü pazartesiye teslim paper isteyip tatile gittiginizde de cok seviyorum sizi.


janetaliriza.blogspot.com

Sosyal hayatim ve sonbahar alis-verisi planlarim ilme ve fenne feda olsun.

Genc bilim insanlarinin tek istegi su: "Acil olarak bitmesi gerek" diyerek iletilen proje rapor talepleri, lütfen ayni aciliyetle okunsun ve degerlendirilsin. 

Bu karikatürlerde tasvír edilen profesör, Thomas Bey'e cok benziyor. Tipi de, huyu da.

Isimdeyim, gücümdeyim.
Sevgiler,
Janet


Ece Ajandasi (Vol.2)

Belki hatirlarsiniz, daha önce de Ece Ajandasi hakkinda bir yazi yazmistim (burada.) 

Hicbir gün yanimdan ayirmadigim anahtar, cüzdan, telefon gibi nesnelerin yaninda yer alir Ece Ajandam. Akil hocamdir, bellegimdir, bazen sirdasim ve rüya tabircimdir.

Kütüphaneme sözlük almak icin gittim ama 2010 ve 2011 yillarinda kullandigim Ece Ajandalarimla döndüm. 

2011 ajandasinin yapraklari arasinda gezindim biraz. Gecen sene bugün ne yapmisim diye baktim. 



janetaliriza.blogspot.com
Su anda görüsmedigim kimselere dair notlar buldum. Kimiyle yollarimizi bilerek ayirmisiz. Kimileri de belirli bir amac icin yollarin kesistigi, sonradan alis-verisimiz bittigi icin uzaklastiklarimizmis.

Saat 9'da kahvalti icin bulusmalar, ögleden sonra bilmemne dairesine yapilacak evrak teslimleri. Türkiye'de bulustugum dostlar, yemek tarifleri, alis-veris listeleri, mukayese icin not alinmis markalar-fiyatlar, önerilen kitaplar, akla gelen parlak (!) fikirler.

Gördügüm ve unutmak istemedigim rüyalarimi da kaydediyorum ben ajandama. Yalniz mahremdir rüya. Istemem kimseler okusun. O yüzden Osmanlica yaziyorum rüyalarimi. Bir iki tanesini okudum. Okuyunca hatirladim da! Kimine mana verdim, kimine "o zaman sundan endise ediyordum, ondan öyle görmüsüm" dedim.

Minicik boyuna bakmadan "ben senin hayat hikayenin bir parcasiyim Janet Hanim!" diyor ajandam.

Hakki var.

Moleskine, Ece Ajandasi'nin eline su dökemez azizim. 

Sevgiler,
Janet. 

Thursday, September 13, 2012

Sonbahar Konağının Odaları

Ve düşmeye başlayan yağmur damlaları ile başladı işte sonbahar. En çok sevdiğim, bana verecek en çok şeyi olan mevsim.


janetaliriza.blogspot.com
Bu mevsimin bana ilk hediyesi bir ders oldu. 

Hani yoksula bakarak şükredilir ya; mânâdan yoksun bir hayatı temâşa ederken şükrettim ben de. 



Doyumsuzluk sıtmasında titreyip de ilacını içmeyeni, 

Önemli olmaya çalışırken git gide değersizleşeni,

Oluk olmuş, damlattığı suyunu yağmur sananı,

Kibirini artırırken, vakarın aslını kaybedeni,

Mededi, âlemden değil de âdemden umanı,

Dilini susturup , idrâkini açacağı yerde,

Boş kelâmını dinletecek kulak arayanı,

Cismi gece gündüz gezip dururken,

Cânı köşede oturup köhneleşeni

Lütûf say da, ibret al Janet kız.

Al ki, gönlünün tabiati pâk,

Benliğin kibirsiz olsun.



Sevgiler
Janet

Wednesday, September 12, 2012

Edebiyatin Tanitimi Olur Mu?

Bir iki gün önce Hüseyin Bey'in blogunda bir yazisina rastladim. Yazmak kadar okutmak da önemlidir diyor ve uzun zamandir yazdiklarini okutmak icin taktire sayan bir emek sarf ediyor. Yalniz, bu düsüncesinden dolayi menfi elestiri almis bir diger yazardan. 

Ben, Hüseyin Bey'in düsüncesine katiliyorum. Eger bi takim fikir, düsünce, his ya da tahayyülünüzü sadece kafanizdan gecirmek yerine kayda geciriyorsaniz; kayda gecirdiginiz bu yazini günlük olarak ve sadece kendiniz icin saklamak yerine tefrika edilsin istiyorsaniz insanlarla paylasmak istediginiz bir derdiniz, düsünceniz, hayaliniz var demektir. Bu motivasyon ile elbette yazilanlar tanitilacaktir, gerektiginde reklami da yapilir, kulaktan kulaga da yayilmasi saglanir. Namertce bir girisim de olmaz bu. Okunmak istemeyen zaten basim yap(tir)maz.

Arkadasim Farlimas birkac gün önce hayal kiriciliktan söz etmisti. Kitap mi yazmak istiyorsunuz? Bunu bir tanidiginiza söyleyin  hemen sizinle dalga gecsin. Maraton mu kosmak istiyorsunuz? Basladiginiz antremanlarinizdan cevrenize söz edin hemen "ama o is öyle olmaz" desinler. Sakin büyük düsünmeyin, aman yeni bir icat cikartmayin, herkes tapu kadastroda memur olsun, iyi bir es bulsun, iki cocugu olsun, emekli olup sonra da iste ölsün gitsin. 

Hepimiz insaniz, en benim diyen bile yeri geliyor etkileniyor, sevki kiriliyor, kalbi kiriliyor. 
Birbirimizi yetersiz hissettirmekten ne zevk aliyorsak? 

Herkesin kendi yolu acik olsun, herkes sevgiyle arzu ettigi noktaya varsin.
Janet.

Tuesday, September 11, 2012

Yüzülsün, Okunsun, Sükredilsin, Mutlu Olunsun

Haftasonu yüzmeye gittim. Havuzdan önce kütüphaneye ugradim. Ismarladigim kitap gelmis, hemen onu da cantama attim.


janetaliriza.blogspot.de
Ihsan Oktay Anar'in Suskunlar romani hep aklimin fikrimin bir kösesinde olmakla beraber, bir türlü okumadigim/okuyamadigim bir kitapti. Iste nihayet ellerimde ve ben cok mutluyum. Bu kitaptan belirli beklentilerim var. Bu da demek oluyor ki, kitabin sonu ya doygunluk olacak ya da hayal kirikligi. Bitirdigimde ve yazmaya vaktim oldugunda hemen aktaracagim.

Hafta ici iki defa 1 km yüzdüm, bu son gidisim olan haftasonu ise 700m.de biraktim. 

Genel anlamda söylüyorum, yüzmeye yalniz gitmek lazim mirim. Tanidik, arkadas, ahbap takilinca olmuyo. Ördek gibi suda süzülmek ya da cencen cene calmak istiyorlar. Yüzmeyi sevenler ne demek istedigimi anlayacaklardir. Yüzmek demek kafanin suyun altinda olmasi ve kulac atmak demektir. Bu islem yorulana kadar sürdürülen bir seydir. Anlasilacagi üzre, bu sürec sohbet etmek icin, yan yana durmak icin vs. hic de uygun degildir. 

Ama zaman zaman eslik eden bir dostum da yok degil. Ismi Miri. Neyseki arkadasim Miri, kendi basina cok güzel zaman geciren biri. Ben rahat rahat kulvarda turlarken o da kendiyle zaman gecirdi. Miri'den belki bir ara söz ederim. Cok özel bir mimar. Restorasyon maceralari ise anlatmaya degecek cinsten.  




janetaliriza.blogspot.de
Yanip kararabiliyor musunuz siz? Ben kizariyorum korkarim. Ciger gibi kipkirmizi olmamak icin cocuklar icin olan 50 koruma faktörlü kremim ile gölgelerden ayrilmiyorum o yüzden.  Havuzun disinda da pek zaman gecirmiyorum galiba. Orada havuz dururken, sezlongda zaman gecirmeye anlam veremiyorum.

Yüzmeyi cok seviyorum, keske hergün yapilabilen bir spor olsa.

Sevgiler,
Janet.

Monday, September 10, 2012

John Frieda - Tägliche Wunderkur

Aslinda sadece test etmem üzere gönderilen ürünleri deneyip yazayim diye düsünmüstüm. Sevgili Koko, J.F.yi da yaz demis, ben de seve seve giristim. El yordamiyla mini bir yorum yapayim.

Öncelikle ürün bu: 


janetaliriza.blogspot.com
John Frieda - Frizz-Ease: Tägliche Wunderkur mit Hitzeschutz. 
Ürünün iddiasi, kuru, hasarli ve yipranmis saclari besleyerek kiriklara karsi korumasi, saca ipeksilik ve kolay taranirlik kazandirirken termal koruma da saglamasi.

Saclarim ince telli oldugundan yikandiktan sonra cok güzel yumaga dönüsüyorlar, taramasi da cok güc oluyor.O yüzden havlu ile islakligini alip önce bununla spreyleyip ondan sonra tariyorum saclarimi. Nispeten kolaylastiriyor. Bol bol düzlestirici kullandigim icin muhtemelen yaniyordur da saclarim. Isi korumasi olmasini da o yüzden ayrica sevdim.

Sanirim olmasa da olur bir ürün. Saclarimi onsuz da tarayabiliyorum neticede. Yalnizca hafif bir kolaylik getiriyor isleme. Ben Müller'den aldim. DM'de ve Karstadt'ta da var. Sanirim satilmadigi nokta da yok zaten.

Got2Be'nin özelligi düzlestiri olmasi, bunun özelligi ise günlük bakim yapmasi, taramayi kolaylastirmasi ve isi koruma özelligi. 

Glisskur Silk Gloss da güzel bir üründü. Fiyatini animsamiyorum ama J.Frieda'dan her halükarda daha ucuz, sactaki sonucu ise daha etkindi. Kokusu da fena degildi.

Böyleyken böyle.
Sevgiler,
Janet.

Bay Cingılbört

Yillarin ayiramadigi dostum Farlimas ile dün gece konudan konuya atladigimiz, tadindan yenmez bir sohbet gerceklestirdik. Sohbet esnasinda konu döndü dolasti modernlestigini sanan cahile geldi. Ne demek istedigimi acayim hemen. Böyle bir cühela sinif söz konusu: Ne kadar konu sekse gelirse o kadar modernlestigini sanan insanlar var. Edepsizliginin farkinda olmayan, haya hissini utanilacak birsey zanneden, arsiz insanlar bunlar. 

Son dönemde karsilastigim ve isittigim dört olayi ayri ayri aktarayim. Olayin kahramanlari (!) cesitli miletlerden, sadece Türk degil. Ortak paydalari cüz'i egitim düzeyleri.

Olay 1: Hanimlar dondurma yiyip sohbet etmektedirler. Odun#1, hanimlara söyle der: "Cekinmeyin dilinizi cikararak yalayin, rahat olun burasi Almanya." 

Olay 2: Genc bir hanim Tchibo'da ic camasirlarin önünde durmaktadir. Odun#2, hanima yaklasir ve sütyen bedenini, kupunu sorar. Kiz sana ne babinda bir kac söz edince "Rahat ol, buralarda normal seyler bunlar" der.

Olay 3: Odun#3, aslinda gayet de mesafeli oldugu hanimin e-posta adresini bir sekilde edinir ve bir mektup yazar. Mektupta özetle söyle demektedir "esim beni bir süre önce terk etti, genc kizlarla tanismak istiyorum, beni üniversiteli kizlarin partilerine ulastirabilir misiniz?"

Olay 4: Gec hanim regl olmus, sancisi var, tatsiz. Neyin var diye soran oduna "basim agriyor" der gecistirir. Odun #4 "yalan söylemene gerek yok, normal seyler bunlar, her kadin yasiyor. Hangi kontrol hapini aliyorsun sen?" diye sorar.

Yorum dahi yapmayacagim, sonucta ziril ziril cahil, bombos insanlar bunlar. Bos zamanini okumakla geciren edebiyatla, müzik yapan müzikle ilerliyorsa; bos vaktini de bedeniyle geciren böyle oluyor iste.

Simdi bu tipoloji Farlimas'a Bay Cingılbört serisini animsatti. Umut Sarikaya'nin emegi. Tespitler de yansitis da mükemmel. Konumuza mükemmel uyuyor. Hatirlamayanlar icin buyrunuz buradan yakiniz ve kendiniz tartiniz, yukarida anilan odunlar birer Bay Cingılbört degil midir? :




Bu arada, Cingılbört serisinde Deborah da apayri bir dünyadir. 
Internette seriyi scan edenler olduysa özlem giderecegim birazdan tüm Cingılbört  ailesi ile. 
Size de tavsiye ederim, eglenmek isterseniz.


Sevgiyle kalin,
Janet.

Sunday, September 9, 2012

got2be - Glättungsspray


Schwarzkopf Firmasi'nin incelik gösterip denemem icin tam boy olarak gönderdigi got2be Glättungs-spray yani düzlestirici spreyi denemeye firsatim oldu.

janetaliriza.blogspot.com
Ürünün iddiasi, düzestirdiginiz saclarinizi 4 gün boyunca, ya da bir sonraki yikamaya kadar korumak. 

Havlu ile suyu alinmis, nemli saclariniza püskürtüp, esit dagilmasi icin saclarinizi tariyorsunuz. Daha sora fön ya da düzlestirici kullanarak sekillendiriyorsunuz.

Eger saclariniz inatciysa ya da kivirciksa, tam fönleyeceginiz tutama bir fis daha sıkıyorsunuz.

Gelir gelmez denedim ben bu düzlestirici spreyi. Gercekten de, normalde geceleri bozulan fönüm ertesi güne nispeten muntazam kaldi. Sakaklarim kolay terledigi icin en cok sakak saclarimin fönü bozulur. Oraya cok etki göstermedi bu sprey dolayisiyla. 

Ayrica, 4 gün boyunca ayni saclarla gezmedim, ikinci gün yikadim. Ama ikinci günü de ayni fönle gecirmis olmak bana güzel bir pratiklik sagladi. 

Önerebilecegim bir ürün, deneyebilirsiniz saclarinizi fönlüyorsaniz.

Sevgiyle kalin,
Janet.

Saturday, September 8, 2012

Sehrin Aynalari - Elif Safak

"Gitmek kadere dis bileyenlerin, varmaksa kadere inanmayanlarin tercihiydi"

Kitap yazilarimi ne kadar ihmal etmisim! Hemen fotograf makinemde resmi olanlardan birer birer anlatayim.

Metis Yayinlari'nin cikardigi 273 sayfalik, ilk basimi 1999 senesinde yapilmis bu romanin sekizinci basimini (2007) buldum kütüphanede. Cok da severek okudum.

Bu kitabin lezzeti, Elif Hanim'in ilk romani Pinhan'i andiriyor. Öyle plajda sayfalari arasinda keyifle yüzülecek bir kitap degil. Dikkatle okunmasi gereken, ciddi konsantrasyon ve ilgi gerektiren bir roman. Hayatin hayhuyu arasina sIkistiriliverilevek kitap degil. Bence yer yer tasavvuf yollarindan da yürüyor karakterler. Yazara bunu kendim sormayi cok isterdim, "yazarken nefsine insan sureti verip onu mu sürdün bu yollara? Bunca varmalar ve gitmeleri manevi varligina mi bictin?" diye. 


janetaliriza.blogspot.com
Yüz Yillik Yalnizlik'taki gibi ekstrem olmasa da, burada da önce isimlere-kisilere asinalik kazanmak icin bir miktar zaman gerekiyor. Ara ara basa dönüp kontrol etmek zaruriyeti ortaya cikiyor. Kitabin icindeki mistik bulut, kasvetli anlatimlar öyle güzel formüle edilmis ki, o karanlik sizi icine icine cagiriyor. En azidan beni cagirdi ben de büyülenmiscesine takildim pesine. Kitabin sonuna geldigimde ise "ayalar sehrindeyim, cünkü kim oldugumun pesindeyim" cümlesiyle kitapta hic anlatilmayan ama kendi hayatimda metafor metafor yükselen, yillardir kendime gizlediklerim yansima buldu.

Herkese tavsiye edecegim bir kitap degil. Bu tarzin yolcularinin gidip bulacagi bir kitap, daha ziyade.

Sevgiyle kalin,
Janet.

Friday, September 7, 2012

OLAZ 3 Zone Treatment Cream

Mini ugraslarimdan birisi de ürün testleri. Piyasa arastirma kurumlari zaman zaman yeni cikarn ürünleri göndererek test edip yorum iletmemi istiyorlar. Bunlardan bir tanesine blog yazmaya basladigimi söyledigimde, denediklerimi tanitmami, yorumlarimi yayinlamami söyledi. 

Su anda elimde Olaz Regerist var. Isim aciklamasi olarak 3 zone treatment creme yaziyor. 3 Zone'dan kasitlari göcler cene ve bogaz. Kadin yüzünün ilk yipranan 3 bölgesine yönelik, elastin kaybina karsi önlem olarak gelistirilmis. 


janetaliriza.blogspot.com
 Kremin kivaminin cok koyu ve yagli olmasindan hic hazzetmem. Bu krem tam su bazli degil ama cabuk emilen az yagli bir krem. Hepi topu 7 ml lik bir tüp denedim. Uzun vadede ne etki yapar bilemem. 

Sevgiler,
Janet

Komsunun Komsuya Ettigi

Gece saat 1'e geliyordu, evimin kapisini kilitlemek üzere anahtarligi elime aldim ve bisikletimin üzerinde durmasi gereken kilidin de anahtarligimda asili oldugunu fark ettim. Hic üsenmeden hemen ayakkabilarimi giydim, kapiyi actim... Kapimda dev bir karalti. Anlik bir korku yasadim. Sonda kapimi dis dünyaya kapayan bu karaltiyi biraz ittim. Güclükle de olsa devirmeyi basardim. 
Sevgili komsularim Peter, Ben ve Simon hic üsenmeyip koca bir yatagi "saka olsun diye" kapima yaslamis, arkasina da bir sandalye koymuslar.

Ha bir tek bana mi yapmislar? Hayir. Yan komsum Ivone'un kapisinda da benzer bir konstrüksüyon vardi. Derhal fotografladim:


janetaliriza.blogspot.com
Elbette intikamsiz kalmayacakti bu saka. Üzerine basildiginda patlama gibi büyük bir ses cikaran, burada "knallerbsen" diye bilinen mini saka patlayicilarindan ismini yukarida saydigim üc elemanin paspaslarin altina yerlestirdim. Sabahin nurunda evden cikmak üzere adim attiklari anda #!# BAAAAAAAAAAM #!# 

Orada olup o ani paylasamadigima üzgünüm.

Yasasin bos isler!

Sevgiyle kalin,
Janet.

Thursday, September 6, 2012

Musevi Cenazesinde Bulundum

Bölgemizdeki kültür cemaatinin Musevi temsilcisi olan dostumuzu gecen hafta beklenmedik bir sekilde, bir kalp krizi sonucu kaybetmistik. Cenazesi dün defnedildi. Bu vesile ile ömrümde ilk defa Musevi cenaze törenine katildim. Turistik görgüsüzlük olmamasi icin fotograf cekmedim. 

Optik bir paylasim yapamayacagim, ama gözlemlerimi kisaca aktarmak isterim. Müteveffa önce musevi gasilhanesinde yikandi. Kabristandaki sinagoga bir tabut icerisinde getirildigi ve tabut ile topraga verildigi icin kefenle mi yoksa giysiler ile mi gömüldügünü görmedim. (Musevi geleneginde bunun nasil oldugunu merak ediyorum.) Tabut mutevazi bir ahsaptandi ve sinagogda bir saati askin bir süre tutuldu. (Sanirim normal bir cenaze töreni aslinda bu kadar uzun sürmüyor ve sanirim yapilan konusmalardan dolayi süre uzadi.) Bu esnada, haham ibranca dualar okudu. Dualari, sevenlerinin konusmalari takip etti. Konusmalarin bitiminde haham ibranca ilahi mi yoksa dua mi oldugunu bilmedigim (ortak kelimelerden anladigim kadariyla bir duaydi), ancak kulaklarda cok acikli tini birakan bir terennümde bulundu. Ardindan tabut kabristana tasindi ve önceden hazirlanmis kabrine sevenlerince indirildi. Onunla vedalasmak üzere orada bulunan, bizler dahil bütün cemaatin tabuta birer kürek toprak atmasiyla da tören noktalandi. (Galiba bu gelenek Musevilikten ziyade bir Alman gelenegi. Bulundugum Alman ceazelerinde de cemaat sira ile toprak atmisti.)

Törene gelen Yahudi cemaat mensubu beylerin zaten büyük bölümü sapka ve kippalariyla gelmislerdi. Tedariksiz olanlar icin de bir Sinagog görevlisi kippa dagitti. Sinagoga giren hicbir erkegin basi acik degildi. Kadinlarin örtünme gelenegini, gözlemimce, cesitlilik arz ediyor. Rus ve Ukrayna Yahudileri baslari örtülü olarak geldiler. Hatta bir tanesi tam Anadolu yazmasi ile örtünmüstü. Israil ve Alman kökenliler ise kapanmadilar. Örtünen hanimlarin kiminin etekleri kisa ya da üst giyimleri kolsuzdu. Yani örtünme sadece basa yönelikti. Cemaat agirlikli olarak koyu renkleri tercih etmisti, ancak siyah mutlak renk degildi.

Tören esnasinda polisler de sinagog ve kabristan etrafinda varlik gösterdiler. Sanirim olasi bir neo-nazi tatsizligina karsin orada bulunuyorlardi. Huzuru bozacak hicbir olay yasanmadi.

Aile, daha önceden gazeteye verdigi bir ilan ile taziye kabul etmek istemediklerini belirttiler. Ancak bir taziye defteri acilmisti. Biz de duygu ve anilarimizi yazdik oraya.

Hayim Bey'in topragi bol olsun. Cenaze töreni benim icin degisik bir tecrübe oldu.


Sevgiyle kalin,
Janet

Wednesday, September 5, 2012

Do you live for today rather than tomorrow?

Efsane sesin bahsedildigi, efsane müzigi terennüm eden, sahnelerin en karizmatigi Freddie, iyi ki dogdun, iyi ki dinledik / dinliyoruz seni!

Aslinda hicbir müzisyenle cok derin bir bagim yoktur, ama her nedense Freddie Mercury'nin her dogum gününü hatirliyor ve her dogum gününde asagidaki röportajini zevkle dinliyorum. 

I want to break free'nin hayatimin bir fazinin soundtrack'idir. Living on my own da en sevdigim parcalarindan ikincisi. Sanirim sevmedigim parcasi da yok zaten Mercury'nin.



Bugün onun günü oldugu icin "Fuck today! It's tomorrow" diyerek bitiriyorum yazimi ;)

Sevgiyle kalin.
Janet.

Edit#1: Don't stop me now overdose'una dogru gidiyorum, doyamiyorum, bagimlisiniz Freddie Reyiz ;)

Monday, September 3, 2012

Yumurta Kaliplari

E-bay alis verisi yaparken cogunlukla cok sacma seyler alarak tamamliyorum o yolculugu. Son olarak Hong Kong'dan yumurta kaliplari aldim. Biri tavsan biri de Ayicik seklinde. Simdilik tavsancigi gösterecegim size:


www.janetaliriza.blogspot.com

Haslanmis yumurtayi icine koyup, kisa bir süre bekleyip cikarinca sonuc sunun gibi bir sey oluyor: 

www.janetaliriza.blogspot.com
30 yasima sayili güner kalmis birisi olarak ben bile cok eglendim bununla, demek ki cocuklar bayilir!

Neyse siz bana bakmayin, olgunluk bu simarikliktan elbette evladir.
Sevgiyle kalin,
Janet.

Sunday, September 2, 2012

Bayram Kahvaltisi

Bu bayrami yine yalniz gecirecegimi saniyorken bir Iranli dostum Shimshim'e bayram kahvaltisini birlikte yapmayi önerdim, ve o da bayrami yalniz gecirecegi icin buruk olan diger Acem dostlarimiza haber vermis. Tüm dükkanlarin kapali bir gün olmasindan mütevellit, kahvaltimizi kendi getirdiklerimizle yapmak zorundaydik. Bayram bereketi soframizi costurdu da costurdu. Yiyip doyduktan sonra fotograf cekmek aklima geldigi icin pek cok enteresan kahvaltilik bu resimde yok. Zaten kahvaltiliklarin da bir önemi yok. Ne güzel bir ani oldu. Herkesin bayrami her sene birbirinden güzel gecsin.

www.janetaliriza.blogspot.com
Basta cok yadirgayip sonra afiyetle yedigim bir seyden söz edip öyle bitirecegim yazimi. Hurmali omlet. Bol etli, tombul Iran hurmalarinin cekirdeklerini cikarip onlari bir süre az yagda (tereyag makbulmüs) kavuruyor, üzerine de cirpilmis yumurtayi boca ediyorsunuz.

Afiyet olsun :)
Janet.

Saturday, September 1, 2012

Türbesel Hareketler Bunlar

www.janetaliriza.blogspot.com
Kafa dinlemeye calistim bir süre. Dis seslere yalitim olarak ic sesimi actim biraz. Tek basima havuza gittim, güneslendim, kitap, dergi okudum, film izledim, agladim, sinirlendim, arindim hepsinden.

Böyle bir günde Yukaridaki köprüden geciyordum. Oturdum icime cektim yesili, maviyi.


www.janetaliriza.blogspot.com
Köprünün her yanina kilitler asmis asiklar. Ismlerini kazidiklari asma kilitleri askla kilitleyip, anahtarini suya atmislar ki, kimse ve hicbir sey giremesin aralarina, hayat ayiramasin onlari.

www.janetaliriza.blogspot.com
Dilekler bitmez.
Herkesinki, hepinizinki, hepimizinkiler gercek olsun mutlulukla...

Sevgiyle kalin,
Janet.

Monday, August 13, 2012

Pers Prensesin Mumyasi

Prof. Dr. Sevil Atasoy'a hayranligimi beni yakindan taniyanlar bilirler. Yazdiklarini, kitaplarini, televizyon programlari ve röportajlarini ilgiyle okur, izlerim. Kendisi son televizyon programinda enteresan bir sahtecilikten söz etti ki, seytanin aklina gelmez! Bir Pakistanli ve bir Iranli'nin basrolünde olduklari bir hikaye. Bu iki dolandirici ellerinde bir lahitin ve lahitin icinde bir mumya ile Karaci Müzesi'ne basvuruyorlar. Bir Pers prensesinin mumyasini bulduklarini ve bunu müzeye satmak istediklerini belirtiyorlar. Müze yetkilileri derhal polise basvurarak, iki kafadari eski eser kacakciligindan tutuklatiyorlar. Meger aslinda sanilandanin cok daha ötesindeymis suclari ve sade birer kacakci degillermis.

Cok sayida cesitli alanlardan uzmanlarin olusturdugu ekip, lahit ve mumyayi incelemeye aliyorlar. Mumya bir hasirin üzerinde yatiyor ve bir mermer lahit icinde. Mermer lahit ise bir ahsap tabut icinde. Ahsap tabutun üzerinde oyma ve süslemeler var. Mumyanin yatirildigi hasira yapilan karbon14 testine göre o hasirin yalnizca 4 yasinda oldugu, sanildigi gibi 2000 - 2500 senelik birsey olmadigi anlasiliyor önce. Mumyalamada kullanilan kimyasallarin ise Misir mumyalama stiline tekabül ettigi ortaya cikiyor ve buna bir anlam verilemiyor. Ic organlarin cikarilmasi icin yapilan kesigin olmasi gerekenden daha büyük ve teknik olarak yanlis oldugu, bunun yani sira Misir usulünce mumyalanmasina ragmen Misirlilar'in kalbi yerinde biraktigi, oysa bu bedende kalbin de olmadigi görülüyor. Mumyanin üzerindeki plakaya kazinan isim de hatali. Farsca ismi yerine, o prensese Helenlerin taktigi isim naks edilmis. Ahsap tabut üzerindeki süslemeler incelendiginde de kursun kalem izlerine rastlaniyor. Oysa kursun kalem 1500lerin ortasinda bulunup, kullanimi 1800lerde yayginlasan modern bir gerec. Son olarak beden bastan ayaga inceleniyor ve mumyalanmada dahi cürüyüp yok olmasi gereken bir takim dokularin hala yasadigi görülünce, uzmanlar yeni ölmüs bir bedeni calistiklarini anlayip dehsete düsüyorlar.

Bu veriler isiginda, Pakistanlilar bir mumyalama cetesi ile karsi karsiya olduklarini fark ediyorlar. Muhtemelen genc bir hanimi katleden, ya da hanüz ölmüs bir bedeni mumyalamak icin kaciran cetenin diger üyeleri belli ki (en azindan) bir tarih uzmani, bir marangoz, bir mermer ustasi, bir kimyager, bir doktor ve bir kuyumcu.
Bir sahte mumyanin karaborsa fiyati 4 - 5 milyon dolarmis! Dünyanin bir cok müzelerinde Misir Mumyasi olarak sergilenenlerin de aslinda sahte olduklari düsünülmekteymis.

Bu arada asil hikayede sözü edilen mumyanin boyun ve belinde kiriklar görülmüs. Saniliyor ki bütün bu mumyalama islemi bir cinayet ile baslamis.

Maddi karsiligini alacagini bildigini zaman elini kana bulamaktan cekinmeyenlere insan denmesin.

Sevgiyle kalin,
Janet.

Saturday, August 11, 2012

Ne Güzel Sürpriz

Ilkokulda tanistigim, on bir sene ayni cati altinda egitim gördügüm cok eski bir arkadasim Münih'e tasindi! Hemen bulustuk, dolu dolu sohbet ettik. Ankara'da hukuk fakültesini bitirdikten sonra hayat onu buralara kadar getirmis.
Bulusmaya giderken minik bir hediye almistim yanima.
janetaliriza.blogspot.de
O da bana bir hediye getirmis. BAYILDIM!!! Keceden yapilmis bir kus anahtarlik. Kendi elleriyle dikmis bunu canim arkadasim. Bunu anahtarlik degil canta süsü olarak kullanacagim bir süre. Cantanin karanligina hapsetmek istemedim onu.

Sevgiler,
Janet.

Friday, August 10, 2012

Alman Polisi

Öfkem gecmemisken hemen bir de gürültücülere catayim istiyorum. Cok yüksek sesle konusan ve gülen kisileri dogrudan az görgülü/görgüsüz etiketiyle siniflandiriyorum. Daha önceleri bunu kendime saklardim, ama artik uyariyorum kesinlikle.

Maria'nin karsisindaki sagirmis gibi bagirarak konusmasina ve ciglik cigliga kahkahalarina daha fazla katlanamadigim bir gece tepki göstermis, hatta ertesi gün de kahveye davet etmis ve en azindan benim yanimda sesini ayarlamasi icin uyarmistim.

Dün gece de agzinin ayari olmayan komsularimi, en azindan geceleri insan sesiyle konusmalari icin uyardim, tekrar uyarmak zorunda birakmayin da dedim. Sabah 3 civarinda zivanadan ciktiklarinda da polisi aradim.
Sonuc mükemmeldi mirim. Geldiler, susturdular, biz de misil misil uykumuza döndük.

Boru degil Alman polisi :)
Allah kimseyi ellerine düsürmesin sekerim.

Sevgiler, Janet.

Thursday, August 9, 2012

Dakiklik

Su hayatta herkesin vardir katlanamadigi bir iki davranis. Ben de dakik olmayanlara, zamanimi bosa harcayanlara karsi kendimi asla kontrol edemiyorum. Daha bir iki gün evvel organizasyon hatasi yapip ögleden sonra bir kac saatime mal olan arkadasim karsisinda kücük dragona dönüsüp agzimdan alevler sactim. Bununla gurur duymuyorum elbette.

Sonra da kendime sasirdim, bu kadar farkinda degildim yumusak karnimin. Söyle bir son iki senelik sicilime göz attim. Meger neler yapmisim ben neler.

Mesela, yillardir görmedigim eski dostumla gecen yaz Ankara'da bulusacaktik. Bulusmaya gec geldigi icin muhabbetin koyulasmaya basladigi anda (bulustuktan yaklasin 20-25 dakika sonra) gitmem gerek deyip onu orada birakmisim.

Bir digeri de dogum yaptigi sonra da baska bir kente tasindigi icin cok uzun zamandir görüsemedigim bir diger dostum bulusmaya tam 45 dakika gecikince masada yaklasik 10 dakika kadar kalmis, o siparisini verdikten sonra müsade isteyip onu da orada birakmistim.

Terk edip gidemeyecegim bir diger seferde ise sessizlige gömülmüs, donuk gözlerle masadakini izlemis, bulusmayi kasitli olarak germistim.

Malum, eger bir konuda hassassaniz, hayat sizi bununla cezalandirir da cezalandirir. Bir defasinda da randevusuna gelmeyi unutmustu bir hanim. Nasil cileden ciktigimi tahmin edersiniz. Kim olsa sinirlenirdi zaten.

Kalkip gidince, masada biraktigim tamamlanmamis muhabbete cok üzülüyorum, hasret gideremedigime de. Öte yandan, gec kalininca kendimi büyük hakarete ugramis hissediyorum, tepkisiz de kalamiyorum.

Para bosa gidince problem yok, yenisi kazanilir ama iste zaman geri getirilemiyor.

Programli olun, vakitli olun, saate bakin, sözünüze sadik kalin.  Bir de yüksek sesle konusmayin.
Eger basaramiyorsaniz, dikkat edin de Janet intikam almasin.
Heyheyleri tepesindeki Janet'ten sevgiler.

Tuesday, August 7, 2012

Migren

Migreni olanlardan ne menem bir sey oldugunu isitmistim. Bilmek istemiyorum nasil bir sanci oldugunu, belli ki fena bir sey. Bir dostum migren atagina yakalandiginda yanindaydim. Meger nasil berbattt bir illetmis.Bana esiyle ettigi kavgayi anlatirken agir agir basladi gündüzden. Temiz hava alsin, hem nesesi de yerine gelsin diye disari attik kendimizi. Bir ara düzelir gibi oldu. Aksam bir iftar davetine birlikte katildik. Orada zaman zaman eini alnina götürmesi dikkatimi cekti. Bir yandan baskalariyla shbet ederken bir yandan da zaman zaman ona göz atip keyfini yokluyordum. Bir ara gözünün beyazinin o aksam nasil da sarardigini fark ettim. Üstünden bir yarim saat kadar gecmisti ki bu defada gözleri fena kanlandi. Rengi de soluklasti. Hic de saglikli görünmüyordu. Bulundugumuz yerin bahcesine cikmayi teklif ettim. Biraz serin ve temiz havayi soluyarak rahatlar diye düsünmüstüm. Ama dakikalar gectikce agrisinin da arttigi belliydi. Artik eli hep basindaydi. Birilerinden agri kesici bulmalarini rica ettim. Alnina sakaklarina masaj yaptik biraz. Esi muhabbeti birileriyle koyulttugu icin dönemiyorduk da. 


Artik takati iyice kesilmis, vücudu yediklerini hazmedecek gücü bile bulamiyordu. Istifra edince evine onu ben götürdüm. Kafasina buz torbasi koyduk, alnini tülbentle iyice sardik. Üzerinde yüzükten saate onu daraltabilecek ne varsa cikardik, saclarini actik. En son bir de evdeki ametist tasindan yardim umduk. Bir süre onu da elinde, avucunda tuttu. Bir süre sonra rahatladi ve uykuya daldi.


Bas agrisi deyip gecmemek lazimmis mirim, etkisi ertesi gün dahi sürdü.


Tetikleyicisinin üzüntü ve stres oldugu belli. Pekiyi gecmez mi bu illet? Yok mu bir caresi, sifasi? Önerisi olan susmasin, yazsin ;)


Sevgiler,
Janet.

Monday, August 6, 2012

Ramazan 2012 #3

Iftarlarda mütemadiyen fotograf cekmeyi unutuyorum, sanmayin ki acliktan gözü dönüyor bu kizin da yemege dalip unutuyor; her sofada ayri bir sohbet anaforuna kapiliyorum. Dolayisiyla kafamdaki plandan tamamen kopup o aksamin muhabbetinde ayri bir aleme daliyorum.Fotograflayamadigim aksami da burada benim kuru sözcüklerimle yalniz birakmak istemiyorum.

Simdi anlatacagim iftari Protestan Kilisesi'nde actik. Daveti isittigimde cok sevindim. Cok kültürlü, cok milletli, cok lisanli yerlerde teklesmenin lezzeti bence apayri. Evangelist kardeslerimiz üniversite vasitasiyla bu isteklerini ilettiler, biz de seve seve katildik. Aslinda gitmeden önce dalga gecmistim ben menü olasiliklariyla, ama onlar da önceden gelenekleri ve genel temayülü yoklayip ona göre hazirlanmislar.

janetaliriza.blogspot.de
Bu defa zaten menüden degil atmosferden söz edecegim. Normalde kütüphane olarak kullandiklari, zaman zaman koro talimleri yaptiklari odayi ayirmislar bu yemek icin. Sofranin yarisinda evangelist Almanlar, diger yarisinda da din degistirmis bir iki Alman ile cesitli milletlerden, mezheplerden müslümanlar vardi. Kücük dünya, cok zamandir ismi orada burada anilan ama tanisamadigim (ve tanismayi cok istedigim) bir genc hanim tam da karsima oturtulmustu. Basta, ramazan, oruc ve iste dinlerin uygulanisina iliskin sorularla girdigimiz muhabbetimizde, konu skalasi ask, ayrilik, hastalik-sifa, ile acilip cok sesli müzik, siir ve lisandan sac bakimi gibi sig temalara kadar yayildi.Ayrilik vaktinde telefon numaralarimizi degis tokus ettik, ileriki günler icin sözlestik. Protestan mezhebi mensuplari bir yandan iftar sofrasi atmosferi ile tanisirken bir yandan da islama dair meraklarini dindirip, üstüne de kendi oruc ritüellerinden, katolik mezhebindeki oructan söz ettiler.

Bu güzel tecrübeyi unutmayayim, burada kayda gecsin.
Sevgiyle kalin,
Janet.

Sunday, August 5, 2012

Yatak Odasindaki Iguana!

Yatan odasinda öküz istenir mi hic deyip burun kivirmistim ya...Sen misin yadirgayan, meger yatak odasini sürüngenlerle süsleyen bile varmis ya hu!


janetaliriza.blogspot.de


Hali ve heykelcik odaya damgasini vurmuslar. O damgayi o odaya vurmak ne kadar iyi bir secim herkes kendi bilir. Ben müspet bulmuyorum cancagizim.


Sevgiyle kalin,
Janet.

Saturday, August 4, 2012

Ramazan 2012 #2

Gecen günlerde iftar icin davetive kosa kosa icabet ettigim muhtesem Iranli dostlarimin evinde dualarla oturdugumuz sofradan sonra aska gelip danslarla kalktik :)))


Aslinda bu iftara ben yalniz davet edildigimi saniyordum. Meger öncesinde bana sürpriz yapmaya karar vermis, yemekler salatalar yapmislar. Masada Iran mutfagi dominant lezzetti. Alman arkadaslarim da güzel katkilar yapmislardi ama.  Ben yemeye ve sohbete daldigim icin fotograflamamisim onlari. Kelle gonceshk adi verilen, bizde eksili köfte/top köfte gibi isimlerle bilinen bir yemegin Acem versiyonu birinci ana yemekti. Ikinci ana yemek ise Alman tarifiyle terbiye edilip soslandirilmis dana kotletiydi. Yaninda da yine acem pilavi vardi. Onun resmini sofraya oturmadan önce cekmistim.


janetaliriza.blogspot.de
Gecenin sürprizi ise bu güzel insanlarin kendileri sevmedikleri halde benim icin yapma zahmetine katlandiklari zerdeydi. Zerde (Farsi ismiyle shole zerd) Türkiye'de sünnet dügünlerinin sabit tatlisiymis. 

janetaliriza.blogspot.de
Ben sanirim hayatimda yalniz iki defa sünnet dügününe gittim, ikisinde de zerde yoktu. Iranla münasebetimin baslamasiyla sevdim ben bu lezzeti.

Bu iftarda servis edilen zerdeyi bir mimar arkadasim tarcinla süslemis. Bazi insanlarin el becerilerine hayran kaliyorum. Bu da onlardan biriydi. zerde kaselerinin her birine bir isim yazmis. Bu alfabeyi taniyanlar zaten hemen okumustur, yukarideki zerdenin üzerinde Hz. Ali'nin ismi yazili.

 Asagidaki kasede ise Hz. Muhammed'in ismi yaziyor. Ayin temasina uymalarinin haricinde, cok da zariflerdi!

janetaliriza.blogspot.de
Bu arada safrana dair bir tespitte bulunacagim. Safran aromasi erkeklere hic hitap eden bir tat degil. Henüz severek safran tüketen erkege rastlamadim. Kadinlarin da hepsi sevmiyor ama sevenlerin hemen hepsi kadin. Baharatlarla ilgili ayri bir yazi yazacagim, islerimi ve kafami toparlayabildigim bir vakit.

Sofralariniz bereketli, niyetleriniz dua ve dilekleriniz kabul olsun.
Sevgiler,
Janet.

Friday, August 3, 2012

Balea - Afrika

Sacma sapan alis verislere son verip bir seyi bitirip yenisini öyle almaya basladigimdan beri cok mesudum. Evde gereksiz siseler, kutular kalabaligi olmuyor. Aylarca atil durup bozulan olmuyor, aksine biri bitip yenisi geliyor.

janetaliriza.blogspot.de
Ben de teenage bünyeler icin hazirlanmis ama kokusuna kapilip aldigim sekerli, limonlu vanilyali Balea kremimin bitmesini uslu uslu bekledim.Vanilya ve benzeri sekerli kokulardan tiksinmeme ramak kala bittigi icin zamanlama cok iyi oldu.

Bu arsiz kokunun hatirasindan biraz uzaklasmak icin nötr bir krem almak niyetiyle gittim, baska bir Balea'yla döndüm. Bu defaki krem de Afrika ismiyle cikmis bir ürün.

janetaliriza.blogspot.de


Argan yaginin var icinde, kokusu da öncekinin aksine buruk mu buruk. Arganin kokusu limonla kirilmaya calisilmis. Simdik düzenli ve severek kullanmaktayim. Arganli demistim, yani su degil yag bazli. Ama hemen emiliyor. Her ne kadar buraya yaz tam gelmemis olsa da (yo hayir sikayetci degilim) yazlik bir esintisi var.

Sanirim bi sonraki krem alis verisimden kokusuz bir seyle dönerim.
.....
...
.
Belki de dönmem, güvenemiyorum kendime bu konuda.

Sevgiler,
Janet.

Thursday, August 2, 2012

Ramazan 2012 #1

Bu sene degisik yerlerde iftar yapip bunlarin bir kismini burada kayda gecirmek istedigimi yazmistim daha önce.

Avrupa, Türkiye'ye nazaran nispeten kuzeyde konumlandigi icin, özellikle yazlari günler Türkiye'den cok daha uzun sürüyor, haliyle gecelerse kisa oluyor. Bu bilgiyi Ramazan hesabina tatbik ettigimizde de sahurun Türkiye'dekinden erken, iftarinsa gec oldugu neticesine eriyoruz :)

Sabah 4'e dogru niyet edip, aksam 10'a dogru iftar ettigimiz topraklarda, ilk hafta gurbetcilerin topluca iftar ettigi bir yerde bulundum.

janetaliriza.blogspot.de
Gelenekci yanimin kabardigi o gün, bir de boyumdan büyük bir ise kalkistim ve oradakilere helva dagitmaya karar verdim. O güne degin gercekci bir helva tecrübemin olmadigini da söylemem gerek. Diger söylemem gereken seyinse orada 400 kadar kisinin iftar ettigi.

Tencerelerden kavrulan irmigin kokusu yükselirken mest oldum. Bir noktada yaptigim helvayi iftara kadar tadamayacagimi fark ettim, ama icimde yeseren telas filizini hemen oracikta telef ettim. Yilmak yok.
Helvalara sekil vermeye cok mesut basladim, yalniz meblag az olmadigi icin sirtim isyan etti bir süre sonra.

Biraz badireli de olsa basardim ya hu! Tadi hic fena olmamisti. Milletin tepsisinde, masasinda görünce gecti yorgunlugum.

janetaliriza.blogspot.de

Masalar arasinda sinsice gezinip biraz gözlem yaptim. Bu arada bir iki masa vardi ki, mükemmel Türk ev hanimlarinin ayinesiydiler efendim. Iftara gelirken elleri bos gelmemis, tursu senin, kurufasülye benim, mercimek köftesi hepimizin yapip yanlarinda getirmisler. (Ortada turuncu plastik kapagin üzerindekiler de benim helvalarim.) Sofralari cok sendi. 

Herkesin sofrasi sen, yuvasi huzurlu olsun.
Sevgiler,
Janet.

Wednesday, August 1, 2012

Yasar Ne Yasar Ne Yasamaz - Aziz Nesin

janetaliriza.blogspot.de


Bu kitabi kütüphaneden 'bir kez daha' secerken bir yandan da gevrek gevrek güldüm, cünkü Olacak O Kadar parodileri okurcasina bir iki gün gecirecegimi cok iyi biliyordum. Yasar'in imami yoklamasindan baslayan romanda, onun savruldugu her noktada diger mahpuslarla birlikte ben de Haydaaaaa dedim. Yasar'in saz calip türkü söyledigi Anşe Anşe diye kivrandigi yerlerde, bir nüfus kagidinin bile cok görüldügü bu adama güldügüm icin utandim yer yer. 


Tam isten ayrildiginda kizin hamile oldugunu ögrenmesi - dolmustan inip dolmusa bindigi ve her dolmusun kapisinin ayri aciliyor olmasi - bir de bir sapkanin ugruna oradan oraya gitmesi en favori sahnelerimdir. Bu okuyusumda miras pesinde kosturmasini yeniden hatirladigima sevindim. Anlaticilik yaparak para kazanmasini da unutmustum, bu okuyusumda animsadim. Hapisanedeki diger mahkumlarin antikaliklarina da bu defa daha cok dikkat ettim. Kitabi en ders dolu anahtari ise Kara Kapli Nizami Bey. 


Yasar'dan kurta evrilen, Ince Memed'den eskiyaya evrilen karakterler onca kurgunun icindeki en gercek olanlar kesinlikle.


Sevgiyle kalin,
Janet.

Friday, July 27, 2012

Kedi Cilginligi

Facebook'ta, twitter'da cagil cagil kaynayan kedi fotografi paylasma cilginligini ilgisizce görmezden gelmeye devam ediyorum. Buna ragmen bugün ben de bir paylasim yapacagim.

Sevgili Sabine her zamanki inceligiyle bir kart atmis. Attigi kart, tombul gülümseyen bir kedi. Tüyleri icin kadife kumaslar entegre edilmis. Kulaklari ve burnu ise pembe. 

Posta kutusunda beklenmedik bir zarf bulmak bir mutluluk. Zarfin icinden neseli bir kart cikmasi bir mutluluk. Kartin icinde candan satirlar bulmak da baska bir mutluluk.

Gardrobumun kapisina yapistirdim ki kedicigin gülümseyisi eve yayilsin.

http://janetaliriza.blogspot.de
Sevgiyle kalin,
Janet.

Tuesday, July 24, 2012

Kemik Bahcesi - Der Spiegel

Bu haftaki Spiegel Dergisi'nde enteresan bir konu vardi: "Blue Hole". Bir doga harikasi. Ama haber bu harikanin kara yüzüyle ilintili.

janetaliriza.blogspot.de
Misir - Dahab'da, yani Kizildeniz'de 130 m. derinliginde bir mavi delik varmis.  (Resimleri icin tiklayiniz.) Bu mavi deligi de digerlerinden ayiran bir özellikten söz ediliyor ki gözlere senlik bir mucize. Söyle ki, yüzlerce metre derinlikteki cukurun icinde bir de tünel var. Bu tünel, Kizil Deniz'in öbür ucuna, Suudi Arabistan'a aciliyor. Misir henüz karanlik ve günes Suudi Arabistan'in üzerinde yükselmekteyken denize vuran isik sulardan yansiya yansiya bu mavi delige ulasiyor. Dahab'a daha günes dogmadan, mavi delik aydinlanip isildamaya basliyor. Ne harika degil mi?

janetaliriza.blogspot.de
Öte yandan bu güzellik, dünyanin en tehlikeli dalis noktasiymis. Orada yasayan bir dalgic, Tarik Ömer ile yapilmis bir röportaj var haberde. Tarik Ömer delikten sürekli ceset cikarttigi icin o deligi en iyi bilen kisi olarak taniniyor. Deligin hemen yani basindaki plaj bir mezarlik gibi anit taslariyla doluymus. Ayrica bu deneyimli dalgic onca ceset cikartmak zorunda kaldigi icin bir cok hüzünlü hikaye anlatmis dergiye. Röportajin bazi yerlerinde ürperdim biraz. Mesela diyor ki, "bazi cesetleri 2-3 günden sonra artik cikartmasak keske, ama aileler cenaze yapip topraga gömmek istiyor. Oysa cesetler, yengecler yüzünden cok da iyi görünmüyorlar o vakitten sonra." 

Dalgiclar derinlerden yüzeye dönerken vurgun yememek icin agir agir yükselmelilermis. Ideali dakikada 10 metre diyor kendisi. O yüzden 130 metrede bir ceset buldugunda onu hava yatagina baglayip yukari gönderiyor, kendisi ise agir agir cikiyormus. O ciktiginda, müteveffa coktan götürülmüs oluyormus. Asagi dogru inerken de vücudun alismasina müsade edecek kadar yavas olunmaliymis; ayrica 40 metreden daha derinler icin farkli gaz karisimlari tasimak gerekiyormus. Aksi taktirde önce sarhosluk benzeri emareler bas gösteriyor, ardindan da is halüsinasyonlara, bellek kaybina kadar gidiyormus.

Bunca irkilten bilgi arasinda okudugum bir cümle aklimi ucurdu. Diyor ki Ömer: delige dogru yüzmek, uzaya cikmak gibi. Yavas yavas isik ve renkler kayboluyor. Önce kirmizi, sonra turuncu, sonra da sari. En sonunda sadece mavi kaliyor.

janetaliriza.blogspot.de
Gelelim anlattigi hikayelere. Ilk hikayenin kahramani Rus dalgic Yuri Lipski. Lipski dalarken yaninda kamerasi da varmis. Buddy'si ile birlikte dalmis, ama her ikisi de bröveli hoca olduklari icin asagida ayrilmislar. Tarik, Yuri'yi buldugunda, cesedin yüzü kuma dönükmüs. Video görüntülerine göre, basta her sey yolunda giderken  Yuri hizlanmaya basliyor ve sonra birden tabana cakiliyor. Tahmin edilen o ki, derinlik sarhoslugu ile akli karisan yuri yüzeye ciktigini saniyor, bir yandan da oksijeninin yetmeyecegi endisesiyle panige de kapiliyor. Yüzeye yaklasiyorum derken ters yöne ilerleyerek tabani buluyor ve iste... Kamerasina bir sey olmamis ve kendi ölümünü kaydetmis. Video youtube'da.  Ben basladim, ama sonunda tam olarak neyle karsilasacagimi bilmedigimden vazgectim izlemedim, kapattim hemen.

Bir diger hikaye de yine Rus Igor Schalo ile ilgili. Tam 400 dalis yapmis bir dalgic. 401ncisini burada yapiyor. Derinlere iniyor sonra da yeniden yüzeye dogru yükselmeye basliyor. Cok dalisi olsa da basinc azaltarak yükselme konusunda aslinda o kadar da tecrübeli degilmis. Aralarda durmasi gerekirken, aniden yükselmeye calisiyor. Panige kapiliyor ve kontrolünü kaybediyor. Yine de yüzeye ulasiyor. Görgü taniklarina göre, yüzeye vardiginda aci icinde bagiriyor ve yardim istiyor. Vücudundaki azot döngüsünü saglayamadigi icin yüzeyde vücudunun tipki kola gibi köpürdügü, cevresindeki sularin soda gibi kaynadigi görülmüs. Schalo, orada hayatini kaybetmis.

Bir yanda tehlikeye gözü kapali atlayanlar, bir yanda da ben gibi garantici bünyeler. 
Ne farkeder aslinda, kimse sag cikmiyo iste bu hayattan.
Ben yine de risklere yokum galiba.

Sevgiyle kalin,
Janet.