Showing posts with label Türk Edebiyati. Show all posts
Showing posts with label Türk Edebiyati. Show all posts

Saturday, December 1, 2012

Sevdalinka - Ayşe Kulin

Ayşe Kulin'in kaleme aldigi bu romanin birinci basimi 1999 senesinde, Remzi Yayinevi'nce yapilmis. Kütüphaneden ödünc aldigim roman ise ayni sene yailan otur ücüncü basimdan bir kopya idi.


http://janetaliriza.blogspot.com
Bir ask öyküsü, Bosnaklarin mücadelesine yedirilmis bu romanda. 
Cok hüzünlüydü. 
Fonda bir savas söz konusu. Sirplar'in, Bosnaklar'a yaptiklari hunhar mezalim, münferit hikayeler seklinde sunulunca cok ama cok kanatiyor kalbi. Insanligindan utaniyor kisiyi.

Nimeta ile Stefan'in aski mutlu degildi. Zaman mutlu degildi. Mücadele, vahset, ayriliklar coktu.
Hüzün sevmedigim bir his. O yüzden bu kitaba dair cok sey yazmak istemiyorum.

Cok alelade görünen bir cümlesi var Nimeta'nin romanda. Saklamak istedim o cümleyi. Diyor ki

Oglu büyüyecek, babasi gibi mühendis cikacak; kizi da tipki anasinin yaptigi gibi, üniversite biter bitmez asik oldugu gencle evlenip hemen cocuklar doguracak ve büyük sandigi aski birkac yil icinde tükeneceginden, bir ömür boyu sıkılıp duracakti.
(S.12)

Trajediyi severek okuyalara öneriyorum.

Sevgiyle, barisla kalin.
Janet

Friday, October 12, 2012

Hayallerini Yak Evi Isıt

Siir konusunda cagdastan bir hayli uzak oldugumu fark edip, günümüz sairlerine bakmaya karar verdigimde kütüphane bilgisayarinda ilk arattigim isim oldu Cezmi Ersöz. 

Sayabilecegim ve asina oldugum onca isim varken, pek bir temasimin bulunmadigi Cezmi Bey'in ismini hatirlamak sasirtti beni. Kitabinin ismi de enteresan geldi "Hayalerini Yak Evi Isıt."


janetaliriza.blogspot.com
Isim yaratici, ama hayallerini yakmak, his dünyama ait bir duyguyu yansitmiyor. Bunu, kitap elimde parka yürürken düsündüm. Oturdugum bankta okumaya baslayip, gece yatagimda bitirdim. Bir an evvel bitirmek istedigim icin okudum.

Icinde yer yer siir, yer yer denemeler var. 

Tekin Yayinevi'nden cikmis, ilk baskisi 2006'da yapilmis, benim elimdeki ise 24. Baski. 109 sayfalik kücük bir kitap.

Icinde o kadar cok sancili hisler sakli ki! Kitabi tanimlayan sözcüklerden kolaj yapmam gerekse sunlari sayardim: 

acı, sancı, cile, sızı, asi, zehir, kalmayan beklenti, ihanet, ucurum, ıssız, yalnız, yaralı, karanlık, insafsız

Kitabın resim dünyası bence arabesk isyanın resimleriyle cok örtüsüyor. Aska dair isyanı da, hayata dair isyanı da kast ediyorum. 

Sanirim etkisini üzerimden silmek icin bir süre canı canan icin sevenlerin divanina konuk olmaliyim.


Sevgiler
Janet

Wednesday, October 3, 2012

Utanmaz Adam - Hüseyin Rahmi Gürpınar

Ilk basimi, Hilmi Kitabevi tarafindan 1930 senesinde yapilan 360 sayfalik bu eserin ben 1947 senesinde yapilan ikinci baskisini okudum. Kütüphaneden bu performansi hic beklemezdim. Sahaf kokulu, eski mürekkeple basili sari sayfalar aklimi basimdan aldi diyebilirim.


janetaliriza.blogspot.com
Hüseyin Rahmi Gürpinar, Avnussalâh isimli bir ückagitcinin türlü edepsizliklerini, cesitli maceralarini konu etmis bu romaninda. Avnussalâh bir dolandirici ama ayni zamanda insan psikolojisi konusunda cok uyanik ve her olayda kendini biraz daha gelistiriyor diyebilirim. Her macerasinda yeni bir firildak cevirmekten geri durmazken, konusmalarindan felsefik ve mantiki cikarimlar hic eksik olmuyor. Ayrica kendine has etik aciklamalari da var. Mesela diyor ki:


Allah ve kullar bize hisse ayirmayi ihmal ettikleri icin biz de rizkimizi böyle vuruyoruz. Aclikla zorla ölmek calismaktan daha müthis bir cinayettir. (S.38)

Bunun haricinde, kendince bir adalet anlayisi da var Avnussalâh 'in. Onun hismina ugrayanlar asla sütten cikmis ak kasik degildirler. Kimi belediyeye ödemesi gereken vergisini ödemiyordur, kimisi esini aldatmaktadir. Onlarin sucu kendininkinden az olmadigi icin kendini cizginin disinda görmemektedir. Zaten "adlî takibatta bulunmak islerine gelmiyordu. Cünkü Avnussalâh'in dolandiricilik cürmünden ziyade kendi kirli camasirlarini ortaya dökmüs olacaklardi." (S.147)

----- o ----- Dikkat Spoiler Icerir ----- o ----

Ben, annesinin bucak bucak sakladigi zeytinleri bulup mideye indirdigi sahnede bir Avnussalah cizmistim kafamda. Ama komsunun tombul kedisini kesip ailesine tavsan eti diyerek yedirmesi noktasinda ben de afallamadim desem yalan olur. Hem tiksindim hem de bir kahkaha patlattim.

----- o ----- Dikkat Spoiler Icerir ----- o ----



Romanin icerik ve üslubundan tamamen bagimsiz olarak, dekoru eski Istanbul olan bütün kitaplara bayiliyorum. Iskender Pala'nin Babil'de Ölüm istanbul'da Aşk romaninda da, Anar'in Suskunlar'inda da, ve saysam rahat bir anda 25 tane siralayabilecegim tüm romanlarin hepsinde gözümde canlanan kaldirim taslarindan tutun da dükkanlara, sehir silüeti ve bogaz'in degisen cehresine, sokaktaki hanimlara, beylere hepsine hayran kaliyorum O dekorun icinde gecirdigin saatler bana paralel bir ömür kazandirmis oluyor. 

Bu kitabi da bitirdim ve cok cok mutluyum bana hissettirdiklerinden!
Memnubiyetsizlik bir cesit arsizlik ve ahmaklik. Mutluluksa heryerde. 
Yeterki razilik olsun.

Can-i gönülden sevgiyle selamliyorum herkesi,
Janet.

Sunday, September 30, 2012

İhsan Oktay Anar - Efrâsiyâb'ın Hikâyeleri

İhsan Oktay Anar'in  Efrâsiyâb'ın Hikâyeleri isimli bu romani iletisim yayinlarindan cikmis ve ilk baskisi 1998 senesinde yapilmis. Benim elimdeki 15. baskisi.


http://janetaliriza.blogspot.de

Icinde kücük kücük hikayeler barindiran bir roman. Romanin konusu söyle: Ölüm, Cezzar Dede'nin canini almaya gelir, ancak ona hikaye anlatma firsati verir ve her hikaye icin de bir saat ömür. Bir dede hikaye anlatir, bir de ölüm, sirayla. Öykülerin temalari korku, din, ask gibi basliklarda siralanir. Bir yandan da Ölüm'ün canini alacagi bir baska kisiyi aramaktadirlar. Ararken gectikleri mahalle isimleri , kitabin sonuna geldigimde fark ettim ki cennet kapilari. Aden cenneti, Firdevs cenneti, Dar'üs-selam, me'va cenneti vs. diye biliyoruz aslinda bütün hepsini. Kitaptaki siralama da söyle:


Selam Mahallesi, Aden Mahallesi, Meva Mahallesi, Elhalid Mahallesi, Makame Mahallesi, Naim Mahallesi, Heyevan Mahallesi ve Firdevs Mahallesi.

Okurken cok cok iyi zaman gecirmekle, her hikayede sunulan yeni dünyaya ilaveten yer yer mesajlarindan da etkilenmekle birlikte, yine de Suskunlar ile karsilastirmaktan  alamadim kendimi.  Her halükarda dantel gibi ince ince, detay detay islenmis bir roman. 


Kitabin en sevdigim yerini alintilayarak, ileride hatirlamak isterim. Arzu ederseniz buyrun beraber okuyalim:

I)

Cezzar Dede: 
- "Sen yakasina yapistigin her insani korkak mi saniyorsun? Yoksa ölümsüz oldugun icin korkusuzlugun yalnizca sana mi mahsus oldugunu düsünüyorsun? Benim dünyada tattigim en büyük lezzet, hayat degil, insanlik! Her zaman oldugu gibi simdi de, yasiyor olmanin degil, insan olmanin zevkini cikariyorum. Anlattigim her hikaye icin bana bir saat süre verdigin icin sana mütesekkirim. Fakat sunu iyi bil: Ben bu süreyi yasamak yerine, hikaye anlatmak icin ullaniyorum."

Ölüm: 
- "Hayatini degil, insanligini isteseydim elbette korkardin. Ancak bu güzel hediye sana sonsuza kadar verildi. Onu senden geri almam mümkün görünmüyor. Bu bakimdan sen de benim gibi ölümsüzsün. Fakat bircok kisi icin, insan olmanin zevkini ve keyfini cikartmak degil, hayati sürdürmek ve korumak daha önemli görünüyor. Ne pahasina olursa olsun yasamaya calismakla, dogrusu cok büyük bir mutlulugu kaciriyorlar. 

(S.139-140)


II) 

Ölüm:  
- (...)Ne korku, ne arayis, ne de ask bizi sasirtiyor. Bu duygular, gönlümüzde coktan dinmis firtinalar gibi. Benim icin bu durum fazlasiyla alelade. Ama senin icin fevkalade görünüyor. Arayis bitince, aranan sey artik bir kez bulundugu icin, korku da ask da biter.

Cezzar Dede: 
- Iste o zaman mesk baslar.

Ölüm:  
- Zaten cennet de budur.



Cezzar Dede: 
- Ve gülümseyen herkes cennete bakiyor demektir.
                                                                                                                                             (S.204)





Sevgiyle kalin,
Janet.


Edit#1: Mesut Yar, yazin konusunda cok dikkatli bir o kadar da pimpirikli hocam Ilber Ortayli'ya Ihsan Oktay Anar hakkindaki düsncelerini sordu. Hocam "Fevkalade kabiliyetli, fevkalade rafine bir yazar" diye yanitladi. Tercüme edilmemesine sitemle dokundu birazcik. "Zaten Türkler tercüme edemez, disardakilerin de ilgisini cekmemis" dedi. Belki ileride daha cok taninacak dedi. Ihsan Bey'den, Hocam'in da sitayisle söz etmesi beni de cok memnun etti.

Saturday, September 22, 2012

Suskunlar - İhsan Oktay Anar

Bu harikulade roman, Iletisim Yayinlari'ndan cikmis, ilk basimi 2007 senesinde yapilmis, 269 sayfalik bir eser. Ben Farlimas'in tavsiyesi ile okudum. Muhtesem bir öneriydi.

Bir seferde roman bitirdigi pek vaki degildir, yalnizca belli saatlerde okuyabilmemden mütevellit.
Suskunlar'i yataga girdigimde elime aldim, ve bir gecede ve soluksuz okudum.

Kitap, sizi acilisinda Mesnevi'den bir cümle ile karsiliyor:
Kulak, eger gercegi anlarsa gözdür.

Segah bölümünün sonunda ise bir karakter (Zahir) sunlari söylüyor:
Sessizlik de bir perdedir. Sessizligi isitebilirsin. 'Es' bile bu perdeye kiyasla 'ses'tir.
(S.231)

janetaliriza.blogspot.com

Üc bölümden terkip ve bölümler 1-2-3 diye degil yegah, dügah ve segah diye siralanmis.

Kitabin arka kapagina "benzersiz erguvani düslerin 'gercekliginde' sema edeceksiniz ve bu düslerden adeta basiniz dönecek" diye bir not düsülmüs. Tam da dedigi gibi o erguvani düslerin anaforuna kapildim gittim ben de bir anda.

Seytani olanlar, ilahi olanlar, para canlilar, asiklar, musikisinaslar, bir yanda mevlevihane, bir yanda onlarin düsmani sofular dünyasi. Tasvirler o kadar canli ki, Asim'in hayaletinin göründügü sahnelerde kalp atislarim hizlandi, odam buz kesti. Olur da mavi bir isik sizar da yigilir kalirim mazallah diye lambayi yaktim. Eflatun, evden ayrilip ona sesleneni bulana kadar karnim agridi, dah ne kadar örselenecek bu bicare diye.

Seyh Ibrahim Dede'nin Eflatun'a verdigi ögütü üstüme alindim. Ezberlemek degil ögrenmek nasip olsun dilerim:

Senin buraya gelmenin sebebi sadece bizim 'Gel' dememiz degil, ayrica onlarin sana 'Git' demeleri. Hic kimseye 'kötüdür' deme. Aslinda onlar, bilmeden iyilik ihsan eden insanlardir.
                                                                                                                                                 (S.123)

Okurken gül yagi kokusu da, lavanta da geldi burnuma. Bazen at idrari, bazen hamama gelen pejmurdeye, bazen Rafael'in bacasindan tüten kükürte yüzümü eksittim. Kulagima kah pes, kah tiz nameler geldi. 

Lisani da asla siradan degil Suskunlar'in. Anlatimdaki cekiciligin ve akiciligin yaninda; Osmanli beyefendisinden, yobazlarin ya da  külhanbeylerinin, romanlarin diline varana kadar her karakterde yeni bir hazine buluyorsunuz. Benzetmeler ve ironiler dopdolu ve muhtemelen okurken bir cogunu da fark etmeden tükettim.  

Cagdas Türk Edebiyati'nin yüz aki denebilecek romanlardan biri de Suskunlar benim nazarimda. Cok etkilendim. Mevlevi ögelerin icinde olmasinin bunda etkisi var, ama onlarin haricinde kalan hayal gücünün etkisi üstünüzden günlerce silinmeyecektir eminim.

Sevgiyle kalin,
Janet.

Tuesday, September 11, 2012

Yüzülsün, Okunsun, Sükredilsin, Mutlu Olunsun

Haftasonu yüzmeye gittim. Havuzdan önce kütüphaneye ugradim. Ismarladigim kitap gelmis, hemen onu da cantama attim.


janetaliriza.blogspot.de
Ihsan Oktay Anar'in Suskunlar romani hep aklimin fikrimin bir kösesinde olmakla beraber, bir türlü okumadigim/okuyamadigim bir kitapti. Iste nihayet ellerimde ve ben cok mutluyum. Bu kitaptan belirli beklentilerim var. Bu da demek oluyor ki, kitabin sonu ya doygunluk olacak ya da hayal kirikligi. Bitirdigimde ve yazmaya vaktim oldugunda hemen aktaracagim.

Hafta ici iki defa 1 km yüzdüm, bu son gidisim olan haftasonu ise 700m.de biraktim. 

Genel anlamda söylüyorum, yüzmeye yalniz gitmek lazim mirim. Tanidik, arkadas, ahbap takilinca olmuyo. Ördek gibi suda süzülmek ya da cencen cene calmak istiyorlar. Yüzmeyi sevenler ne demek istedigimi anlayacaklardir. Yüzmek demek kafanin suyun altinda olmasi ve kulac atmak demektir. Bu islem yorulana kadar sürdürülen bir seydir. Anlasilacagi üzre, bu sürec sohbet etmek icin, yan yana durmak icin vs. hic de uygun degildir. 

Ama zaman zaman eslik eden bir dostum da yok degil. Ismi Miri. Neyseki arkadasim Miri, kendi basina cok güzel zaman geciren biri. Ben rahat rahat kulvarda turlarken o da kendiyle zaman gecirdi. Miri'den belki bir ara söz ederim. Cok özel bir mimar. Restorasyon maceralari ise anlatmaya degecek cinsten.  




janetaliriza.blogspot.de
Yanip kararabiliyor musunuz siz? Ben kizariyorum korkarim. Ciger gibi kipkirmizi olmamak icin cocuklar icin olan 50 koruma faktörlü kremim ile gölgelerden ayrilmiyorum o yüzden.  Havuzun disinda da pek zaman gecirmiyorum galiba. Orada havuz dururken, sezlongda zaman gecirmeye anlam veremiyorum.

Yüzmeyi cok seviyorum, keske hergün yapilabilen bir spor olsa.

Sevgiler,
Janet.

Tuesday, July 17, 2012

Modern Türk Edebiyatında 99 Hikâyeciden 99 Hikâye - Selim İleri


Oğlak Yayıncılık’ın 1997 yayımı olan 893 sayfalık bu derlemenin mimarı Selim İleri. Selim Bey, 1860 doğumlu Samipaşazâde Sezai’den 1949 doğumlu Necati Güngör’e kadar olan yelpazeyi 1949’da kesmesinin nedeni olarak 49 senesinin kendisinin de doğum yılı olmasını göstermiş. Çok özenli hazırlanmış, her hikayenin ayrı bir renk olduğu fevkalade bir eser. Her üç beş sayfada bir yepyeni bir hayata konuk oldum. Kimini okul dönemlerimden biliyordum, yeniden hatırlamanın tadı ile o hikayeyi okuduğum dönemin hatıraları birleşerek şaşırttılar beni. Kimilerini nasıl olup da anca bugün tanıdım diye hayıflandım, kiminin karanlık dünyasında ruhum sıkıldı, kimiyle okuma aşkım arttı (Okumak – Ziya Osman Saba), kimiyle boğazda kayığa bindim, kimiyle bir pencereden Beyoğlu’nun karmaşasına baktım, kimiyle metruk bir evden apar topar kaçtım (Sağır Yalı – Samet Ağaoğlu), Dimo ile terzi Kadri ve Madam’ı ziyaret ettim (Bir Terzi Soyunuyor – Zeyyat Selimoğlu), Yaşar Kemal’in Ağır Akan Su hikayesinde dertli Kerem Ustası’nın evinin küllerinin yanında dururken son satırda anlatılanların gerçek olduğunu öğrenip kalbimi kararttım.

Ta ilkokul zamanından bildiğim Yüksek Ökçeler mesela.  Ömer Seyfettin. Neşelendim okuyunca. Oysa ne kadar basit bir hikaye. Doğru ya! Basitliğinden aslında sevişim. Suat Derviş’in Avdet öyküsü de romantik akışını müteakip şaşırtıcı sonuyla okuru ters köşeye yatırıp, yüzünde gülümseme bırakıyor.


Oğuz Atay'ın "Demir Yolu Hikayecileri - Bir Rüya" öyküsü de anmaya fena halde deyeceklerden bir tanesi. Öyküye başlar başlamaz, garda hikaye satan 3 hikayecinin kulübelerini izlerken buldum kendimi. (Böyle bir meslek gerçekten var mıydı?) Her durumda hikaye yazarak geçim sağlamanın neredeyse imkansız olduğu hakikati ile yüzleştirdi Oğuz Bey bizleri. Kapanışını da o meşhur cümlesi ile yaptı: 


Ben buradayım sevgili okuyucum, sen neredesin acaba?

Ruhuma en iyi gelen satırların en eski olanlar olduğuna kâni oldum bu kitabı okurken.

janetaliriza.blogspot.de
Sizi hikayelerden bir kaç cümle ile baş başa bırakmadan önce, Orhan Duru’nun Yeşil Lahanalar hikayesini de anmak istiyorum. Hikaye, bir şiir gibi hece ahengi içinde, kafiyeli olarak ama nesir biçiminde yazılmış. Bir paragraf aktarmak isterim:

Kabzımal bastı kızı bağrına. Üzüldü bahçıvan eski gücünü yitirdiğine. Ne günlere kaldık, tanrım dedi kendi kendine. Herkes ekmek derdinde. Ekmek ekinde. Ekin köylüde. Köylü köyünde. Köy nerde? Ben ekmiyorsam ekmek, kimsenin ekmeğine el sürmeyeyim diye. Ama işte bu da gelecekmiş başıma demek, bu başımın üzerindeki şapkaya. Çıktı kızım da ondan yana. Kendi kanımdan olan kızım da karşı bana.“

Sözü çok uzatmadan diğer öykülerden unutmak istemediğim ve o yüzden burada kayda geçirdiğim diğer cümleler de aşağıda:

Sahilin sakin suları üstünde yeşil gölgeleri uyuyan çamların uğultularında ağlayan bir melâl var gibi geliyordu.“ (Güzide Sabri – Heybeliada Mezarlığı) 

Mayıs geldi, karşıbahçe âdeta bir kiraz denizi halini aldı. Eski ev, artık büsbütün kaybolmuştu.“ (Kirazlar – Reşat Nuri Güntekin)

Bilir misiniz ki bir kadının dudakları arasında parlayan bu hande, bu firarî işve şimşeği bir erkek kalbinde ne müthiş boralar tevlit eder?“ (Bir Ölünün Mektupları – Yakup Kadri Karaosmanoğlu)

Ve hiçbirimizin aslında çok da farklı olmadığını iddia eden ve ister istemez önce karamsarlığa sonra huzura götüren cümleler de vardı elbet, Tanpınar'in Tren Yolculuğu'ndaki gibi:

Ben de bir şey sormaya cesaret edemedim; daha ötesinin bir yığın imkânsızlık; olmayacağı bile bile kurulan hayaller, cılk çıkan ümitler, birbirini tutmayan hesaplar, farkında olmadan işlenen hatalar, tek çare gibi görünen budalalıklar olduğunu hangimiz bilmeyiz? İnsan hayatı sandığımız kadar değişik değildir. Şartların arasına, mühim anlarda, kendi tecrübenizi olduğu gibi nakledin, en başka türlü hayatı doldurmuş olursunuz.“ (Bir Tren Yolculuğu – Ahmet Hamdi Tanpınar)

Sevgiyle Kalın
Janet.

Thursday, July 12, 2012

Tedirginin Biri - Sunullah Arısoy

Cuma sabahi, yine bir firtina ile gün agarmadan gözlerimi actim. Yeniden uyumada muvaffak olamayinca ben de önce kendime bir kahve hazirlayip kalan uykumu dagitmaya karar verdim.

janetaliriza.blogspot.de
Yalniz basincsiz, french press ve türevlerinde hazirlanan kahve, göstermesini umdugunuz etkiyi maalesef göstermiyor. Ben sabahin o saatinde demir mocha'yi ocaga koymaya üsendigim ve Cafissimo ile gürültü yapmaktan cekindigim icin bir seferlik buna talim ettim.


Firtina tedirginliginin üstüne, kütüphaneden en son aldigim kitaplara göz gezdirirken bu basligi görünce o halimi yansitan bir hikaye okuyacagimi sanmistim. Oysa bu tedirgin, baska türlü tedirginmis. Ari Yayinlari'nin 1962'de yaptigi birinci baskisi olan bu 78 sayfalik uzun hikaye elime gectiginde oldukca yipranmis, yaslanmisti. Kitap kokusunu sevenler bilirler, eski saman kagidin ve eski mürekkebin yasli ve titrek bir kokusu vardir. Icime cektim. Ve o nefesle kendimi tedirginin depresif dünyasinin bunaltili oldugu kadar yer yer felsefik yansimali cümlelerinin akintisina biraktim. 


Cümleleri okurken aklimdan gecenleri, yorumlarimi, güldüklerimi kendime sakliyor, sizi birkac alinti ile basbasa birakiyorum:

janetaliriza.blogspot.de

Yeni bir gün basliyor demek, hicbir sey demek degildi. Bir adamin uyanmasi demekti. Yalniz bu demekti. (s.7)

* * *

Bir iri budala, aglamayi aciyla birletirmis, o günden bu yana aglamak acinin isareti olmus....Oysa aglamak nasil güzel bir seydi! Aglamaya böyle bir anlam verince, ya da verilmis böyle bir anlamin etkisinde kalinca, kisioglu o güzelim tadi yitirmisti. (s.21.)



* * *

Ne demisti doktor? Doktor demistiki... --Tanri bütün doktorlarin belasini versindi! Bütün doktorlarin yok olmasinda hicbir sakinca yoktu. Bastan sona birer kücük budalaydilar. Kisioglunun en ise yaramazi gidip doktor oluyordu. Baska birsey olamayacaklari, bir ise yaramayacaklari icin doktor olacaklardi.(s.36.)

* * *

Bende anlayamadigi bir yan varmis. Cekiyomus O'nu. <Havam> degisikmis benim. Ne havasi? Hep beni düsünmüs. Kendisi de sasiyor buna. Düsüncesine katildim.
<Aleladeyi görmemissiniz de ondan> dedim.
Eliyle agzima bir tokat vurdu.
Kücük, yumusak elleri var. Bebek elleri gibi. Duyarligi olan eller bunlar, belli. (s.51.) 


* * *
Ilkin benim o toplantiya gelmemi cok yadirgamis. Öyle diyor. Birisi demis ki O'na <sana> demis <ilginc bir adam getirecegim...Aykiri bir adam>
Tasrali bulmus beni. Kiligim, oturusum, sigara icisim, konususum, yanima yöreme bakisim hep tasraliymis!
Dogru.
O gün ki yadirgamadi ki beni. Yalniz o gün mü?
Dogdugum gün Tanri bilir, anam babam yadirgamistir önce--Sonra herkes. Ben bile kendimi yadirgiyorum. (s.53)

Sevgiyle Kalin,
Janet.

Tuesday, July 3, 2012

Kürk Mantolu Madonna - Sabahatin Âli

Dünya’nın en basit,en zavallı,hatta en ahmak adamı bile,insanı hayretten hayrete düşürecek ne müthiş ve karışık bir ruha maliktir!...Niçin bunu anlamaktan bu kadar kaçıyor ve insan dedikleri mahluku anlaşılması ve hakkında hüküm verilmesi en kolay şeylerden biri zannediyoruz?


janetaliriza.blogspot.de


Cem Yayınevi'nin 1985'te tefrika ettigi Sabahattin Âli'nin 1945 senesinde yazdıgı bu müthiş kitabı koyu kış gecelerinin birinde icime cekmiştim. Türk Edebiyati'nın en sürükleyici aşk hikayelerinden biri olan bu kitabi okurken Raif Efendi'nin icine kapaniklıgı ile huzursuz olacak, zamanında tuttugu günlügün sayfalarını cevirirken, bu itilmiş adamın ardında nasıl bir fırtınali bir aşk bıraktıgını anladıgınızda nasıl oldugunu anlamadan kitabın sonuna geleceksiniz. 


Kitabı okurken pek cok notlar almiş, alıntılar kaydetmiş; bitirdigimin ertesinde ise bunları ekşisözlük'te paylaşmak üzere bilgisayarımın başına gecmiştim. Kayda aldıgım tüm alintilar, not düştügüm bütün yorumlar benden önce zaten bire bir yazilmiş! Demek ki Sabahattin Âli hepimizi ayni cümleler ile avlamiş


Kitabın sonundaki birkac not arasından Cevdet Kudret'in yazdıgı da ilgimi cekmisti. Diyor ki:


"Kürk Mantolu Madonna" romanına ilkin Lüzumsuz Adam adini vermisti. Icindeki <z> ve <s> harflerinin catişmasını begenmedigi icin, bu adı sonradan degiştirdi.Piyasa romanlarini düşündüren o acayip adı taktı. Lüzumsuz Adam adını yıllarca sonra Sait Faik kullandı, Sabahattin'in kullandıgını bilmeden, tabii."



Kitaba ismini veren Kürk Mantolu Madonna tablosu her ne kadar Madonna delle Arpie isimli calışma olsa da, Raif ile birlikte galeride oturup tabloya daldıgım sahnede, zihnim bana o duvarda Zerrin Tekindor'un yandaki resmini gösterdi durdu.


Ama Maria Puder olarak hayal ettigim karakter daha farklı görünüyordu.


Bu arada günün birinde evime gercek resimler aldıgımda Zerrin Hanim'in pofuduk saclı, takma kirpikli, bol makyajli oyuncu kızlarının pesine düşecegim muhakkak. 


Kürk Mantolu Madonna'dan birkac alıntı ile sizi bas basa birakayım. 


Sevgiyle kalın.
Janet


*
hizli hizli otele dondum. kahvenin gramofonu ve suriyeli kadinin sarkisi kesilmi$ti. arkada$im yatagina uzanmi$ kitap okuyordu. bana yandan bir goz atti:

"ne o, capkinliktan mi geliyorsun?" dedi.

insanlar birbirlerini ne kadar iyi anliyorlardi... bir de ben bu halimle
kalkip ba$ka bir insanin kafasinin icini tahlil etmek, onun duz veya kari$ik ruhunu gormek istiyordum. dunyanin en basit, en zavalli, hatta en ahmak adami bile, insani hayretten hayrete du$urecek ne muthi$ ve kari$ik bir ruha maliktir!.. nicin bunu anlamaktan bu kadar kaciyor ve insan dedikleri mahluku anla$ilmasi ve hakkinda hukum verilmesi en kolay $eylerden biri zannediyoruz? nicin ilk defa gordugumuz bir peynirin evsafi hakkinda soz soylemekten kacindigimiz halde ilk rast geldigimiz insan hakkinda son kararimizi verip gonul rahatiyla oteye geciveriyoruz?

*

*
insanlar birbirlerini tanımanın ne kadar güç olduğunu bildikleri için bu zahmetli işe teşebbüs etmektense, körler gibi rastgele dolaşmayı ve ancak çarpıştıkça birbirlerinin mevcudiyetinden haberdar olmayı tercih ediyorlar.

   

 (s.40)