Showing posts with label Anılar. Show all posts
Showing posts with label Anılar. Show all posts

Monday, September 24, 2012

Sesi Yetiyor

Dost dedigin hem cok oluyor, hem de bir tane. 
Dostlarin bir tanesi hani en dost olani oluyor.
Sesini duyunca öyle mutluluk kaplamiyor insanin icini. Agliyor insan bazen. Üzüntüden mi, sevincten mi, heyecandan mi, özlemden mi ne bileyim. 
Hayat onsuz geciyorken de aslinda biliyorsun iste, kalpler 'gercekten' bir oluyor.
Bir araya gelince cok konusmak gerekmiyor. Ne o anlatiyor, ne sen. Gerek olmuyor icini dökmeye. Biliyor cünkü o. Taniyorsun kalbindeki acisini, buruklugunu, eksikligini. Biliyorsun ne desen bos. O da biliyor.  Kalpten sariliyorsun ona, hicbir sey yapamayacak olsan bile. Kalbin sariliyor kalbine. 
Birbirini eglendirmen gerekmiyor. Hic lazim olmuyor espiri yapmalar, olani biteni anlatmalar. 
Bir kahve icip yan yana uzaga bakmalar, gazeteye, kitaba, kulakliktaki müzige dalmalar koymuyor dostuna. Telefonda bir alo dediginde, insanin kalbine doluyor sevgisi, özlemi, varligi, yoklugu.
Cismin aramiyor cismini. 
Yaninda olmadiginda da yaninda oluyor zaten. 
Teselli etmese de, ismi düsüncesi bile teselli ediyor zaten.
Aci söylüyor, cani istemezse inceltmiyor sözlerini. E biliyorsun dogruyu söylüyor. Kizsan, kirilsan icine kapansan ne fayda? Dogru iste söyledigi. Aklini basina devsirip ciddiye alirsan ne fayda. 
Ha almadin, küstün, gönlünü de almasina gerek olmuyor onun. Gönül zaten onda.
Ayni kaderi falan da yasamiyorsun. O kendi kaderinde kavruluyor, sen kendi kaderinde. Dahilsen onun hikayesine ucundan kenarindan, fazladan bir yolun oluyor. O yolu yürümesen de, imtihanlarini görüyorsun, sorulari okuyup uzaktan cözmeye calisiyorsun. Bazen onun cözemedigini cözüp ögretiyorsun, bazen öyle zor bir imtihani geciyor ki, nerden biliyorsun bunu diyorsun.
Sandal ayri, cektigin kürek ayri, dalgalarina karsi durdugun nehir ayri.
Ama aldigin nefes ayni iste.
Canim dostum, kalbim, gözümün isigi, didem.

Janet.

Sunday, September 2, 2012

Bayram Kahvaltisi

Bu bayrami yine yalniz gecirecegimi saniyorken bir Iranli dostum Shimshim'e bayram kahvaltisini birlikte yapmayi önerdim, ve o da bayrami yalniz gecirecegi icin buruk olan diger Acem dostlarimiza haber vermis. Tüm dükkanlarin kapali bir gün olmasindan mütevellit, kahvaltimizi kendi getirdiklerimizle yapmak zorundaydik. Bayram bereketi soframizi costurdu da costurdu. Yiyip doyduktan sonra fotograf cekmek aklima geldigi icin pek cok enteresan kahvaltilik bu resimde yok. Zaten kahvaltiliklarin da bir önemi yok. Ne güzel bir ani oldu. Herkesin bayrami her sene birbirinden güzel gecsin.

www.janetaliriza.blogspot.com
Basta cok yadirgayip sonra afiyetle yedigim bir seyden söz edip öyle bitirecegim yazimi. Hurmali omlet. Bol etli, tombul Iran hurmalarinin cekirdeklerini cikarip onlari bir süre az yagda (tereyag makbulmüs) kavuruyor, üzerine de cirpilmis yumurtayi boca ediyorsunuz.

Afiyet olsun :)
Janet.

Thursday, July 5, 2012

Kendine Düşman Kadınlar

Zaman zaman Türk anne-babalarla temas kuruyorum. Aileler Almanca bilmedikleri için ne çocuklarının derslerine yardım edebiliyorlar, ne öğretmenleri ile görüşebiliyorlar. Ben de elbette veli görüşmeleri ve saire için seve seve çeviri yapıyorum onlara.

Buralardaki gözlemlerime dayanarak diyebilirim ki, buradaki cehalet Türkiye’deki ortalama alt tabakayı sollayacak düzeyde. Görgüsüzlük de cabası. Ancak, o görgüsüzlük düzeyi tartışılır. Zira, üniversite mezunu olup da, bu cigligini zaman icinde törpüleyecegine artiranlar gani. Bir öfke aninda yazmam dilerim.)

Örneğin, kızının okul başarısızlığından söz eden bir anne „Tabii, Türkiye ile Almanya’daki sistemler birbirinin aynı olmadığı için kızım okulda zorlanıyor“ diyor; „kızınız Almanya’ya kaç yaşında geldi?“ sorusunu ise „burada doğdu“ diye yanıtlıyor.

Yabancı ev hanımlarının, günlük yaşamlarını idâme ettirmelerini mümkün kılacak kadar Almanca öğrenmelerini amaçlayan bir projede, Türk hanımların Almanca öğretmeni olarak kısa bir süre çalışmıştım. Hanımlardan biri, bir diğerini, arabası ile derse getiriyordu. Oğlunun doktor randevusu nedeniyle  bir sonraki derse gelemeyeceğini; dolayısıyla diğer hanımı da getiremeyeceğini söyledi. Diğer hanımın tepkisi evlere şenlik. Elini beline koydu ve en çirkef ses tonu ve yüz ifadesi ile „BİZİM KAÇ TANE ARABAMIZ VAR!“ dedi. (Özellikle büyük harflerle ve kalın yazıyorum.) Bazen, söylenecek sözler anlamını bir anda yitirip gidiyorlar.

Hanımlar arası çekişmeler, s*d*k yarışları, hasetler, gıybetler zaten evrensel kabul edilir. Yalnız, bunu yapanlar bir de kadın olarak erkeğinin yanındaki yerini bilenler (!) olunca, seviye bambaşka bir boyut alıyor. Eşi tarafından, maalesef bildik ilkel yöntemlerle (gerçekten üzülerek söylüyorum) ‚terbiye edilen‘ bir hanım sinirlendiği bir diğer hanımı çekiştiriyor. Diyor ki „at, sahibine göre kişner.“ Anlatılanlara bakılırsa, diğer hanım ‚dili uzun‘ ‚herşeye karışan‘ birisi. Onun edepsizliklerinin müsebbibi ise, diğer hanımlara göre eşinin, hanımının „ipini uzun tutması“!!! Kendini at, eşini sahibi diye nitelemekten hicap duymamak… Kendine mi düşman bunlar? Diyecek söz bulunamıyor işte.

Kadına uygulanan şiddet konusunda, sadece erkeği eğitmenin ne kadar tek yönlü olduğunun resmidir bu. Kadınların kimi, bunu şikâyet konusu olarak bile görmüyor. Olağan yaşamın, günlük iletişimin bir parçası onlar için. Gelin de çıkın işin içinden. Gelin de koruyun bu kadını. Gelin de bu kadının yetiştirdiği oğlan çocuğunun, gün gelip bir centilmene evrilebileceğine inanın. Mümkün mü Allah aşkına?

Bende böyle hikâyeler çok. Bereket hayat bana tecrübe çeşitliliği konusunda cömert davrandı, çok çeşitli grupları yakından tanıma şansım oldu. Devamı gelecek muhakkak.

Sevgiyle kalın,
Janet