Showing posts with label günlük. Show all posts
Showing posts with label günlük. Show all posts

Monday, September 24, 2012

Sesi Yetiyor

Dost dedigin hem cok oluyor, hem de bir tane. 
Dostlarin bir tanesi hani en dost olani oluyor.
Sesini duyunca öyle mutluluk kaplamiyor insanin icini. Agliyor insan bazen. Üzüntüden mi, sevincten mi, heyecandan mi, özlemden mi ne bileyim. 
Hayat onsuz geciyorken de aslinda biliyorsun iste, kalpler 'gercekten' bir oluyor.
Bir araya gelince cok konusmak gerekmiyor. Ne o anlatiyor, ne sen. Gerek olmuyor icini dökmeye. Biliyor cünkü o. Taniyorsun kalbindeki acisini, buruklugunu, eksikligini. Biliyorsun ne desen bos. O da biliyor.  Kalpten sariliyorsun ona, hicbir sey yapamayacak olsan bile. Kalbin sariliyor kalbine. 
Birbirini eglendirmen gerekmiyor. Hic lazim olmuyor espiri yapmalar, olani biteni anlatmalar. 
Bir kahve icip yan yana uzaga bakmalar, gazeteye, kitaba, kulakliktaki müzige dalmalar koymuyor dostuna. Telefonda bir alo dediginde, insanin kalbine doluyor sevgisi, özlemi, varligi, yoklugu.
Cismin aramiyor cismini. 
Yaninda olmadiginda da yaninda oluyor zaten. 
Teselli etmese de, ismi düsüncesi bile teselli ediyor zaten.
Aci söylüyor, cani istemezse inceltmiyor sözlerini. E biliyorsun dogruyu söylüyor. Kizsan, kirilsan icine kapansan ne fayda? Dogru iste söyledigi. Aklini basina devsirip ciddiye alirsan ne fayda. 
Ha almadin, küstün, gönlünü de almasina gerek olmuyor onun. Gönül zaten onda.
Ayni kaderi falan da yasamiyorsun. O kendi kaderinde kavruluyor, sen kendi kaderinde. Dahilsen onun hikayesine ucundan kenarindan, fazladan bir yolun oluyor. O yolu yürümesen de, imtihanlarini görüyorsun, sorulari okuyup uzaktan cözmeye calisiyorsun. Bazen onun cözemedigini cözüp ögretiyorsun, bazen öyle zor bir imtihani geciyor ki, nerden biliyorsun bunu diyorsun.
Sandal ayri, cektigin kürek ayri, dalgalarina karsi durdugun nehir ayri.
Ama aldigin nefes ayni iste.
Canim dostum, kalbim, gözümün isigi, didem.

Janet.

Saturday, September 15, 2012

Ece Ajandasi (Vol.3)




Iki yil icinde ne cok degismis el yazim!  Ne cok alinti yazmisim icine! Ne cok liste yapmisim!

Ordan burdan okudugumu not etmisim icine. "Türk&Hint $amanizmi" hakkinda not almisim ya hu!!!

Ki$ilik hedefleri koymusum kendime bir de. 
Varmak istedigim noktaya ya anca bir arpa boyu yaklasabildim ya da onu bile basaramadim.

Bir bu listeye bir de bugünkü 2012 model kendime bakinca sunu anliyorum: Yeni huy/aliskanlik kazanmak, var olan bir huyundan vazgecmekten daha kolay.

Kendime eklemek istedigim aliskanliklari kismen (1%) eklemisim. Birakmak istediklerim iste yerli yerinde.

Mesela hedeflerden biri dedikoduyu tamamen birakmak. Ayol ne mümkün? (Güldünüz degil mi? Haklisiniz ne diyeyim.) Yalniz tek bir fark var. Simdi dedikodu etmek eskisi kadar siradan bir aktivite degil. Bir level atlamisim. Önce edip sonra pisman oluyorum. 

Ajandam bütün toyluklarimi sineye cekmis. 

Bu arada bu Ece Muhtirasi benim en sevdigim model. Kenari altin yaldiz, lastikli, kirmizi deri. 
Boyu da cantada tasimak icin ideal. 

Bu sene kullandigim da büyük ama kapasitesi enfes. 

Sanirim 2013 icin büyük boy, kenari yaldizli derisi yesil olanindan alacagim. 
Türkiyem'e vasil olabilirsem tabii.
*firk*

Sevgiyle kalin,
Janet.

Friday, September 14, 2012

Haftasonuma Nur Indi

Canim hocam, biricik profesörüm, ilmi mürsidim, alimler alimi, uluslararasi rejimlerin prensi, devletlu Thomas Beyefendi. Cuma günü pazartesiye teslim paper isteyip tatile gittiginizde de cok seviyorum sizi.


janetaliriza.blogspot.com

Sosyal hayatim ve sonbahar alis-verisi planlarim ilme ve fenne feda olsun.

Genc bilim insanlarinin tek istegi su: "Acil olarak bitmesi gerek" diyerek iletilen proje rapor talepleri, lütfen ayni aciliyetle okunsun ve degerlendirilsin. 

Bu karikatürlerde tasvír edilen profesör, Thomas Bey'e cok benziyor. Tipi de, huyu da.

Isimdeyim, gücümdeyim.
Sevgiler,
Janet


Ece Ajandasi (Vol.2)

Belki hatirlarsiniz, daha önce de Ece Ajandasi hakkinda bir yazi yazmistim (burada.) 

Hicbir gün yanimdan ayirmadigim anahtar, cüzdan, telefon gibi nesnelerin yaninda yer alir Ece Ajandam. Akil hocamdir, bellegimdir, bazen sirdasim ve rüya tabircimdir.

Kütüphaneme sözlük almak icin gittim ama 2010 ve 2011 yillarinda kullandigim Ece Ajandalarimla döndüm. 

2011 ajandasinin yapraklari arasinda gezindim biraz. Gecen sene bugün ne yapmisim diye baktim. 



janetaliriza.blogspot.com
Su anda görüsmedigim kimselere dair notlar buldum. Kimiyle yollarimizi bilerek ayirmisiz. Kimileri de belirli bir amac icin yollarin kesistigi, sonradan alis-verisimiz bittigi icin uzaklastiklarimizmis.

Saat 9'da kahvalti icin bulusmalar, ögleden sonra bilmemne dairesine yapilacak evrak teslimleri. Türkiye'de bulustugum dostlar, yemek tarifleri, alis-veris listeleri, mukayese icin not alinmis markalar-fiyatlar, önerilen kitaplar, akla gelen parlak (!) fikirler.

Gördügüm ve unutmak istemedigim rüyalarimi da kaydediyorum ben ajandama. Yalniz mahremdir rüya. Istemem kimseler okusun. O yüzden Osmanlica yaziyorum rüyalarimi. Bir iki tanesini okudum. Okuyunca hatirladim da! Kimine mana verdim, kimine "o zaman sundan endise ediyordum, ondan öyle görmüsüm" dedim.

Minicik boyuna bakmadan "ben senin hayat hikayenin bir parcasiyim Janet Hanim!" diyor ajandam.

Hakki var.

Moleskine, Ece Ajandasi'nin eline su dökemez azizim. 

Sevgiler,
Janet. 

Thursday, September 13, 2012

Sonbahar Konağının Odaları

Ve düşmeye başlayan yağmur damlaları ile başladı işte sonbahar. En çok sevdiğim, bana verecek en çok şeyi olan mevsim.


janetaliriza.blogspot.com
Bu mevsimin bana ilk hediyesi bir ders oldu. 

Hani yoksula bakarak şükredilir ya; mânâdan yoksun bir hayatı temâşa ederken şükrettim ben de. 



Doyumsuzluk sıtmasında titreyip de ilacını içmeyeni, 

Önemli olmaya çalışırken git gide değersizleşeni,

Oluk olmuş, damlattığı suyunu yağmur sananı,

Kibirini artırırken, vakarın aslını kaybedeni,

Mededi, âlemden değil de âdemden umanı,

Dilini susturup , idrâkini açacağı yerde,

Boş kelâmını dinletecek kulak arayanı,

Cismi gece gündüz gezip dururken,

Cânı köşede oturup köhneleşeni

Lütûf say da, ibret al Janet kız.

Al ki, gönlünün tabiati pâk,

Benliğin kibirsiz olsun.



Sevgiler
Janet

Tuesday, September 11, 2012

Yüzülsün, Okunsun, Sükredilsin, Mutlu Olunsun

Haftasonu yüzmeye gittim. Havuzdan önce kütüphaneye ugradim. Ismarladigim kitap gelmis, hemen onu da cantama attim.


janetaliriza.blogspot.de
Ihsan Oktay Anar'in Suskunlar romani hep aklimin fikrimin bir kösesinde olmakla beraber, bir türlü okumadigim/okuyamadigim bir kitapti. Iste nihayet ellerimde ve ben cok mutluyum. Bu kitaptan belirli beklentilerim var. Bu da demek oluyor ki, kitabin sonu ya doygunluk olacak ya da hayal kirikligi. Bitirdigimde ve yazmaya vaktim oldugunda hemen aktaracagim.

Hafta ici iki defa 1 km yüzdüm, bu son gidisim olan haftasonu ise 700m.de biraktim. 

Genel anlamda söylüyorum, yüzmeye yalniz gitmek lazim mirim. Tanidik, arkadas, ahbap takilinca olmuyo. Ördek gibi suda süzülmek ya da cencen cene calmak istiyorlar. Yüzmeyi sevenler ne demek istedigimi anlayacaklardir. Yüzmek demek kafanin suyun altinda olmasi ve kulac atmak demektir. Bu islem yorulana kadar sürdürülen bir seydir. Anlasilacagi üzre, bu sürec sohbet etmek icin, yan yana durmak icin vs. hic de uygun degildir. 

Ama zaman zaman eslik eden bir dostum da yok degil. Ismi Miri. Neyseki arkadasim Miri, kendi basina cok güzel zaman geciren biri. Ben rahat rahat kulvarda turlarken o da kendiyle zaman gecirdi. Miri'den belki bir ara söz ederim. Cok özel bir mimar. Restorasyon maceralari ise anlatmaya degecek cinsten.  




janetaliriza.blogspot.de
Yanip kararabiliyor musunuz siz? Ben kizariyorum korkarim. Ciger gibi kipkirmizi olmamak icin cocuklar icin olan 50 koruma faktörlü kremim ile gölgelerden ayrilmiyorum o yüzden.  Havuzun disinda da pek zaman gecirmiyorum galiba. Orada havuz dururken, sezlongda zaman gecirmeye anlam veremiyorum.

Yüzmeyi cok seviyorum, keske hergün yapilabilen bir spor olsa.

Sevgiler,
Janet.

Friday, September 7, 2012

Komsunun Komsuya Ettigi

Gece saat 1'e geliyordu, evimin kapisini kilitlemek üzere anahtarligi elime aldim ve bisikletimin üzerinde durmasi gereken kilidin de anahtarligimda asili oldugunu fark ettim. Hic üsenmeden hemen ayakkabilarimi giydim, kapiyi actim... Kapimda dev bir karalti. Anlik bir korku yasadim. Sonda kapimi dis dünyaya kapayan bu karaltiyi biraz ittim. Güclükle de olsa devirmeyi basardim. 
Sevgili komsularim Peter, Ben ve Simon hic üsenmeyip koca bir yatagi "saka olsun diye" kapima yaslamis, arkasina da bir sandalye koymuslar.

Ha bir tek bana mi yapmislar? Hayir. Yan komsum Ivone'un kapisinda da benzer bir konstrüksüyon vardi. Derhal fotografladim:


janetaliriza.blogspot.com
Elbette intikamsiz kalmayacakti bu saka. Üzerine basildiginda patlama gibi büyük bir ses cikaran, burada "knallerbsen" diye bilinen mini saka patlayicilarindan ismini yukarida saydigim üc elemanin paspaslarin altina yerlestirdim. Sabahin nurunda evden cikmak üzere adim attiklari anda #!# BAAAAAAAAAAM #!# 

Orada olup o ani paylasamadigima üzgünüm.

Yasasin bos isler!

Sevgiyle kalin,
Janet.

Thursday, September 6, 2012

Musevi Cenazesinde Bulundum

Bölgemizdeki kültür cemaatinin Musevi temsilcisi olan dostumuzu gecen hafta beklenmedik bir sekilde, bir kalp krizi sonucu kaybetmistik. Cenazesi dün defnedildi. Bu vesile ile ömrümde ilk defa Musevi cenaze törenine katildim. Turistik görgüsüzlük olmamasi icin fotograf cekmedim. 

Optik bir paylasim yapamayacagim, ama gözlemlerimi kisaca aktarmak isterim. Müteveffa önce musevi gasilhanesinde yikandi. Kabristandaki sinagoga bir tabut icerisinde getirildigi ve tabut ile topraga verildigi icin kefenle mi yoksa giysiler ile mi gömüldügünü görmedim. (Musevi geleneginde bunun nasil oldugunu merak ediyorum.) Tabut mutevazi bir ahsaptandi ve sinagogda bir saati askin bir süre tutuldu. (Sanirim normal bir cenaze töreni aslinda bu kadar uzun sürmüyor ve sanirim yapilan konusmalardan dolayi süre uzadi.) Bu esnada, haham ibranca dualar okudu. Dualari, sevenlerinin konusmalari takip etti. Konusmalarin bitiminde haham ibranca ilahi mi yoksa dua mi oldugunu bilmedigim (ortak kelimelerden anladigim kadariyla bir duaydi), ancak kulaklarda cok acikli tini birakan bir terennümde bulundu. Ardindan tabut kabristana tasindi ve önceden hazirlanmis kabrine sevenlerince indirildi. Onunla vedalasmak üzere orada bulunan, bizler dahil bütün cemaatin tabuta birer kürek toprak atmasiyla da tören noktalandi. (Galiba bu gelenek Musevilikten ziyade bir Alman gelenegi. Bulundugum Alman ceazelerinde de cemaat sira ile toprak atmisti.)

Törene gelen Yahudi cemaat mensubu beylerin zaten büyük bölümü sapka ve kippalariyla gelmislerdi. Tedariksiz olanlar icin de bir Sinagog görevlisi kippa dagitti. Sinagoga giren hicbir erkegin basi acik degildi. Kadinlarin örtünme gelenegini, gözlemimce, cesitlilik arz ediyor. Rus ve Ukrayna Yahudileri baslari örtülü olarak geldiler. Hatta bir tanesi tam Anadolu yazmasi ile örtünmüstü. Israil ve Alman kökenliler ise kapanmadilar. Örtünen hanimlarin kiminin etekleri kisa ya da üst giyimleri kolsuzdu. Yani örtünme sadece basa yönelikti. Cemaat agirlikli olarak koyu renkleri tercih etmisti, ancak siyah mutlak renk degildi.

Tören esnasinda polisler de sinagog ve kabristan etrafinda varlik gösterdiler. Sanirim olasi bir neo-nazi tatsizligina karsin orada bulunuyorlardi. Huzuru bozacak hicbir olay yasanmadi.

Aile, daha önceden gazeteye verdigi bir ilan ile taziye kabul etmek istemediklerini belirttiler. Ancak bir taziye defteri acilmisti. Biz de duygu ve anilarimizi yazdik oraya.

Hayim Bey'in topragi bol olsun. Cenaze töreni benim icin degisik bir tecrübe oldu.


Sevgiyle kalin,
Janet

Sunday, September 2, 2012

Bayram Kahvaltisi

Bu bayrami yine yalniz gecirecegimi saniyorken bir Iranli dostum Shimshim'e bayram kahvaltisini birlikte yapmayi önerdim, ve o da bayrami yalniz gecirecegi icin buruk olan diger Acem dostlarimiza haber vermis. Tüm dükkanlarin kapali bir gün olmasindan mütevellit, kahvaltimizi kendi getirdiklerimizle yapmak zorundaydik. Bayram bereketi soframizi costurdu da costurdu. Yiyip doyduktan sonra fotograf cekmek aklima geldigi icin pek cok enteresan kahvaltilik bu resimde yok. Zaten kahvaltiliklarin da bir önemi yok. Ne güzel bir ani oldu. Herkesin bayrami her sene birbirinden güzel gecsin.

www.janetaliriza.blogspot.com
Basta cok yadirgayip sonra afiyetle yedigim bir seyden söz edip öyle bitirecegim yazimi. Hurmali omlet. Bol etli, tombul Iran hurmalarinin cekirdeklerini cikarip onlari bir süre az yagda (tereyag makbulmüs) kavuruyor, üzerine de cirpilmis yumurtayi boca ediyorsunuz.

Afiyet olsun :)
Janet.

Saturday, September 1, 2012

Türbesel Hareketler Bunlar

www.janetaliriza.blogspot.com
Kafa dinlemeye calistim bir süre. Dis seslere yalitim olarak ic sesimi actim biraz. Tek basima havuza gittim, güneslendim, kitap, dergi okudum, film izledim, agladim, sinirlendim, arindim hepsinden.

Böyle bir günde Yukaridaki köprüden geciyordum. Oturdum icime cektim yesili, maviyi.


www.janetaliriza.blogspot.com
Köprünün her yanina kilitler asmis asiklar. Ismlerini kazidiklari asma kilitleri askla kilitleyip, anahtarini suya atmislar ki, kimse ve hicbir sey giremesin aralarina, hayat ayiramasin onlari.

www.janetaliriza.blogspot.com
Dilekler bitmez.
Herkesinki, hepinizinki, hepimizinkiler gercek olsun mutlulukla...

Sevgiyle kalin,
Janet.

Saturday, August 11, 2012

Ne Güzel Sürpriz

Ilkokulda tanistigim, on bir sene ayni cati altinda egitim gördügüm cok eski bir arkadasim Münih'e tasindi! Hemen bulustuk, dolu dolu sohbet ettik. Ankara'da hukuk fakültesini bitirdikten sonra hayat onu buralara kadar getirmis.
Bulusmaya giderken minik bir hediye almistim yanima.
janetaliriza.blogspot.de
O da bana bir hediye getirmis. BAYILDIM!!! Keceden yapilmis bir kus anahtarlik. Kendi elleriyle dikmis bunu canim arkadasim. Bunu anahtarlik degil canta süsü olarak kullanacagim bir süre. Cantanin karanligina hapsetmek istemedim onu.

Sevgiler,
Janet.

Friday, August 10, 2012

Alman Polisi

Öfkem gecmemisken hemen bir de gürültücülere catayim istiyorum. Cok yüksek sesle konusan ve gülen kisileri dogrudan az görgülü/görgüsüz etiketiyle siniflandiriyorum. Daha önceleri bunu kendime saklardim, ama artik uyariyorum kesinlikle.

Maria'nin karsisindaki sagirmis gibi bagirarak konusmasina ve ciglik cigliga kahkahalarina daha fazla katlanamadigim bir gece tepki göstermis, hatta ertesi gün de kahveye davet etmis ve en azindan benim yanimda sesini ayarlamasi icin uyarmistim.

Dün gece de agzinin ayari olmayan komsularimi, en azindan geceleri insan sesiyle konusmalari icin uyardim, tekrar uyarmak zorunda birakmayin da dedim. Sabah 3 civarinda zivanadan ciktiklarinda da polisi aradim.
Sonuc mükemmeldi mirim. Geldiler, susturdular, biz de misil misil uykumuza döndük.

Boru degil Alman polisi :)
Allah kimseyi ellerine düsürmesin sekerim.

Sevgiler, Janet.

Thursday, August 9, 2012

Dakiklik

Su hayatta herkesin vardir katlanamadigi bir iki davranis. Ben de dakik olmayanlara, zamanimi bosa harcayanlara karsi kendimi asla kontrol edemiyorum. Daha bir iki gün evvel organizasyon hatasi yapip ögleden sonra bir kac saatime mal olan arkadasim karsisinda kücük dragona dönüsüp agzimdan alevler sactim. Bununla gurur duymuyorum elbette.

Sonra da kendime sasirdim, bu kadar farkinda degildim yumusak karnimin. Söyle bir son iki senelik sicilime göz attim. Meger neler yapmisim ben neler.

Mesela, yillardir görmedigim eski dostumla gecen yaz Ankara'da bulusacaktik. Bulusmaya gec geldigi icin muhabbetin koyulasmaya basladigi anda (bulustuktan yaklasin 20-25 dakika sonra) gitmem gerek deyip onu orada birakmisim.

Bir digeri de dogum yaptigi sonra da baska bir kente tasindigi icin cok uzun zamandir görüsemedigim bir diger dostum bulusmaya tam 45 dakika gecikince masada yaklasik 10 dakika kadar kalmis, o siparisini verdikten sonra müsade isteyip onu da orada birakmistim.

Terk edip gidemeyecegim bir diger seferde ise sessizlige gömülmüs, donuk gözlerle masadakini izlemis, bulusmayi kasitli olarak germistim.

Malum, eger bir konuda hassassaniz, hayat sizi bununla cezalandirir da cezalandirir. Bir defasinda da randevusuna gelmeyi unutmustu bir hanim. Nasil cileden ciktigimi tahmin edersiniz. Kim olsa sinirlenirdi zaten.

Kalkip gidince, masada biraktigim tamamlanmamis muhabbete cok üzülüyorum, hasret gideremedigime de. Öte yandan, gec kalininca kendimi büyük hakarete ugramis hissediyorum, tepkisiz de kalamiyorum.

Para bosa gidince problem yok, yenisi kazanilir ama iste zaman geri getirilemiyor.

Programli olun, vakitli olun, saate bakin, sözünüze sadik kalin.  Bir de yüksek sesle konusmayin.
Eger basaramiyorsaniz, dikkat edin de Janet intikam almasin.
Heyheyleri tepesindeki Janet'ten sevgiler.

Saturday, July 21, 2012

Yatak Odasindaki Öküz


Kim yatak odasinda bir öküz ister, degil mi?

Öyle degilmis iste.

Ben gözlerimle gördüm...

janetaliriza.blogspot.de


Sevgiler,
Janet.

Friday, July 20, 2012

Ramazan 2012

Günaydin! 

Yine anneanne tadinda ve temenni dolu konusmaya baslayacagim. Cok kalpten dilerim ki bu ramazan hanelere bereket, dertlilere deva, hastalara sifa, yalnizlara es, issizlere is, aşsizlara aş olsun bol bol. 

janetaliriza.blogspot.de
Ramazan demek pide demektir, mahmur sahur demektir, saniye saniye yolu gözlenen aksam ezani demektir, herkesi bir araya getiren iftar bulusmasi demektir, (ramazan temali  kötü kola reklamlari demektir), mahya demektir, teravih demektir, hurma demektir, televizyondaki Osmanli esintili ramazan dizileri demektir, dini programlar, ekranin yaninda iftar saati geldiginde rengi degisen sehir isimleri demektir. Ayrica nostalji demektir, biraz burukluk ve hatta damla damla gözyasi demektir. Eskiyi animsatir, duygulari costurur.

Bir de kullanilip kullanilmamasindan bile bagimsiz olarak ramazan imsakiye de demektir bence! 

Ramazan alis-verisi icin bir Türk bakkalina ugradim, ve burada imsakiye de bulduguma cok sevindim! Ama sonra da "sacmalama Janet, Almanya'dasin, Avrupa'nin göbegindeki Türkiye burasi" dedim kendi kendime, gereksiz sevincimi derhal frenleyip, muntazam rulo yaptim imsakiyemi cantama sokmadan. Eve gelince de duvarima tutturdum.

Bu sene cok degisik birkac iftar sofrasinda oturup sonra bunlarda kisa kisa söz edecegim, eger isler planladigimca olursa. 

Dua ve ibadeteriniz makbul ve kabul olanlardan olsun. Janet'i de unutmayin!

Mutlu Ramazanlar!
Janet.

Thursday, July 19, 2012

Not

Facebook mesajlarinin, SMSlerin, e-postalarin, whassapplarin isgal ettigi dünyada kagit ve kalem ile yazilarak kapiya ilistirilen, posta kutusuna birakilan bir not almayali ne kadar cok zaman olmus meger! 


janetaliriza.blogspot.de
Kücücük bir tesekkür notu. El yazisi ile! Bundan sonra ben de -mümkün oldugunca- bunu kullanacagim. Daha kisisel ve dogrudan bir tessekür.


Sevgiyle kalin,
Janet.

Sunday, July 15, 2012

Telve Bana Bir Sey Demek Istiyor

janetaliriza.blogspot.de

 Cuma günü, aksam yemegini müteakip, efendim, bir yorgunluk kahvesi ile günümü taclandirmisken bir de üstüne fal kapadim ki ahvalimiz nedir bir tüyo alalim. Zaten hep cok sansli, cok kismetliyimdir; bunu gören telve bile gülümsemis bana. Daha ne isterim ben! Cok sükür.

janetaliriza.blogspot.de

Fincanda olanlar da bunlar. Anlayan ve agzindan bal damlayan varsa hic cekinmesin lütfen, dinlerim seve seve. Ama karanlik yorumlarinizi agzinizin icinde tutunuz.

Sevgiler,
Janet.

Monday, July 9, 2012

Bambados!

Birkac gün önce havuzdan davetiye aldigimi yazmistim. Cuma ögleden sonra git gide agirlasan, bir yagip bir acan havadan nemlenecegime, dogruya havuza atlayarak islanmaya karar verdim. Yalniz cuma günü oldugu icin, zannettim ki cocugunu kapan gelir, ortalik ufakliklardan gecilmez, biz de adam akilli yüzemeyiz. Oysa hic de sandigim gibi degildi. Yas ortalamasi 35 civariydi. Herkes sakin sakin sporunu yapti, kitabina göz gezdirdi.

janetaliriza.blogspot.de

Kapali havuzlar icinde en cok spor amacli olani, yani olimpik ölcüleri haiz olanini seviyorum. Herkes kulvarinda rahat rahat yüzüyor. Ortalikta ördek gibi dolanan olmuyor.

Bir ara disaridaki havuzlara da gittim. Su sicakligi biraz daha düsüktü, ilk basta alismak güc olsa da spor amacli yüzmeye daha müsait oluyor soguk su.

Elbette kaydiraklari affetmedim. Asagiya dogru süratlendikce adrenalin artiyor! Aslinda adrenalinle basim hic hos degil. Onu sadece caresizlik anlarimdan tanidigim icin garip hisler duyuyorum adrenalinin ardindan. Bir nevi sartli refleks sanirim. Yenerim ama. Üstüne gitmem lazim hepsi bu. O yüzden spor esnasinda kücük adrenalin anlarini degerlendirip o refleksimi bertaraf etmeye calisiyorum.

Spor kompleksinin catisina da romantik bir havuz kondurmuslar. Orman manzarasina nazir, acik havada ve isitilmis suyun icinde harikulade bir yarim saat gecirdim.

O gün, aklima sık sıSunullah Arısoy'un o sabah okudugum hikayesinden (Tedirginin Biri) cümleler geldi. Kendimi yerli yersiz gülümserken yakaladim.


E onu da yarin anlatayim madem.
Sevgiyle kalin,
Janet.

Friday, July 6, 2012

Terk Eden Aslinda Terk Edilen Midir?

Son haftalarda ask atmosferi cok sisli, zaman zaman cok gergin, bol simsekli. Kozmik dünya mi oyun oynuyor, gerileyen Venüs mü acitiyor, sinirler bozuk da toplu bir deliryuma mi sürükleniyoruz bilmiyorum ama su sira ciftler birbirlerini cok incitiyorlar.


Ilk isittigim hikayeye göre, delikanli bizim kiza bulusmalarda nispeten kaba davranmaya baslamis önce. Sonra yemekli bulusmalar yerini kisa kahve bulusmalarina birakmis. Oglanin annesi sehre geldigi icin muhabbeti fazla uzatamamasina yormustuk bu durumu. Yavas yavas aramalari da azaltmis. Ya annesinden cekiniyor ya da soguyor dedik bu duruma. Derken topluca bir görüsmede, kizcagizin tokum demesine ragmen israrla bir sandvic ismarliyor. Kiz (galiba biraz da domuzlugundan) yemeyince de birden parlayip sandvici cöpe atiyor. Yok iste "artik sen beni sevmiyorsun"lar, falan ile de kizi iyice sasirtiyor. Oysa arayi sogutan kendisi. Sonradan da agir agir evinin esyalarini dagitmaya basliyor. Calisma masasi birine, bisiklet ötekine... Galiba Ingiltere'ye tasinacakmis. Ama bunu kedisi hic dile getirmiyor. Bir tanidiga öyle birseyden söz etmis. Dolayli ögreniyoruz haberi. Bizim kiz sesini cikartmiyor ama alti kilo verdi, eridi gitti. "Birlikte olmak zorunda degiliz, ayrila da biliriz, ama konussana benimle be adam ne istiyorsun" diyor ama eleman hala muglak tavirlar icinde. Bu durumda kiz terk edecek gibi görünüyor.


Bir diger kafasi karisik haberi de evlenme arefesindeki bir dostumdan geldi. Nikaha yalnizca sayili haftalar kala yoktan yere cocuklasarak, kavga cikaran, küsen, utanc verici hallere giren eniste, herkese davetiyeler dagitildiktan sonra kaprisinden, darginlik arkasi barismayi beceremediginden nikahi erteliyor! Gelin hanim davetlilere izahat vermekten ve bu adamla gececek hayati düsünmekten bitap.  Bu durumda kiz terk edecek gibi görünüyor.


Erkek tarafinin Alman, kiz tarafinin Italyan oldugu bu iliskide, oglan da kiz da belirli araliklarla birbirlerini ülkelerinde ziyaret etmekte, hasret gidermektedir. Araya giren bir iki ayin ardindan, birkac gün zarfinda hasret giderme esnasinda oglan inatla yilan dilini esirgememekte, aci sözleriyle bambina'nin yüreginde yaralar acmaktadir. Böyle yapar ama kiz gelmeyince de üzülür, kendi ziyaretlerini de eksiltmez. Tipki aci sözlerini eksiltmedigi gibi. Bu durumda kiz terk edecek gibi görünüyor.


Ortayasi geride birakan ciftimizden, erkek tarafi emeklilik ardindan önce kisa, sonra uzun tatillere cikmaya baslar. Kadin tarafinin buna hicbir itirazi yoktur. Yeter ki herkesin huzuru yerunde olsundur. Derken adam yilin alti ayini direkt disarda gecirmeye baslar. Ceketini esyasini alip ayriliyorum da demez ama hic. Bu sünüp giden iliskiden yorulmaya baslayan hanim, artik terk edecek gibi görünüyor.


Genel olarak sorumluluktan kacma egilimi yüzünden, erkekler, terk etmek istedikleri kadinlari terk etmeye mi zorluyor? Terk eden aslinda terk edilen mi?


Sizde hikayeler varsa dinlemek isterim.
Sevgiyle kalin,
Janet.

Thursday, July 5, 2012

Kendine Düşman Kadınlar

Zaman zaman Türk anne-babalarla temas kuruyorum. Aileler Almanca bilmedikleri için ne çocuklarının derslerine yardım edebiliyorlar, ne öğretmenleri ile görüşebiliyorlar. Ben de elbette veli görüşmeleri ve saire için seve seve çeviri yapıyorum onlara.

Buralardaki gözlemlerime dayanarak diyebilirim ki, buradaki cehalet Türkiye’deki ortalama alt tabakayı sollayacak düzeyde. Görgüsüzlük de cabası. Ancak, o görgüsüzlük düzeyi tartışılır. Zira, üniversite mezunu olup da, bu cigligini zaman icinde törpüleyecegine artiranlar gani. Bir öfke aninda yazmam dilerim.)

Örneğin, kızının okul başarısızlığından söz eden bir anne „Tabii, Türkiye ile Almanya’daki sistemler birbirinin aynı olmadığı için kızım okulda zorlanıyor“ diyor; „kızınız Almanya’ya kaç yaşında geldi?“ sorusunu ise „burada doğdu“ diye yanıtlıyor.

Yabancı ev hanımlarının, günlük yaşamlarını idâme ettirmelerini mümkün kılacak kadar Almanca öğrenmelerini amaçlayan bir projede, Türk hanımların Almanca öğretmeni olarak kısa bir süre çalışmıştım. Hanımlardan biri, bir diğerini, arabası ile derse getiriyordu. Oğlunun doktor randevusu nedeniyle  bir sonraki derse gelemeyeceğini; dolayısıyla diğer hanımı da getiremeyeceğini söyledi. Diğer hanımın tepkisi evlere şenlik. Elini beline koydu ve en çirkef ses tonu ve yüz ifadesi ile „BİZİM KAÇ TANE ARABAMIZ VAR!“ dedi. (Özellikle büyük harflerle ve kalın yazıyorum.) Bazen, söylenecek sözler anlamını bir anda yitirip gidiyorlar.

Hanımlar arası çekişmeler, s*d*k yarışları, hasetler, gıybetler zaten evrensel kabul edilir. Yalnız, bunu yapanlar bir de kadın olarak erkeğinin yanındaki yerini bilenler (!) olunca, seviye bambaşka bir boyut alıyor. Eşi tarafından, maalesef bildik ilkel yöntemlerle (gerçekten üzülerek söylüyorum) ‚terbiye edilen‘ bir hanım sinirlendiği bir diğer hanımı çekiştiriyor. Diyor ki „at, sahibine göre kişner.“ Anlatılanlara bakılırsa, diğer hanım ‚dili uzun‘ ‚herşeye karışan‘ birisi. Onun edepsizliklerinin müsebbibi ise, diğer hanımlara göre eşinin, hanımının „ipini uzun tutması“!!! Kendini at, eşini sahibi diye nitelemekten hicap duymamak… Kendine mi düşman bunlar? Diyecek söz bulunamıyor işte.

Kadına uygulanan şiddet konusunda, sadece erkeği eğitmenin ne kadar tek yönlü olduğunun resmidir bu. Kadınların kimi, bunu şikâyet konusu olarak bile görmüyor. Olağan yaşamın, günlük iletişimin bir parçası onlar için. Gelin de çıkın işin içinden. Gelin de koruyun bu kadını. Gelin de bu kadının yetiştirdiği oğlan çocuğunun, gün gelip bir centilmene evrilebileceğine inanın. Mümkün mü Allah aşkına?

Bende böyle hikâyeler çok. Bereket hayat bana tecrübe çeşitliliği konusunda cömert davrandı, çok çeşitli grupları yakından tanıma şansım oldu. Devamı gelecek muhakkak.

Sevgiyle kalın,
Janet