Showing posts with label Roman. Show all posts
Showing posts with label Roman. Show all posts

Saturday, December 1, 2012

Sevdalinka - Ayşe Kulin

Ayşe Kulin'in kaleme aldigi bu romanin birinci basimi 1999 senesinde, Remzi Yayinevi'nce yapilmis. Kütüphaneden ödünc aldigim roman ise ayni sene yailan otur ücüncü basimdan bir kopya idi.


http://janetaliriza.blogspot.com
Bir ask öyküsü, Bosnaklarin mücadelesine yedirilmis bu romanda. 
Cok hüzünlüydü. 
Fonda bir savas söz konusu. Sirplar'in, Bosnaklar'a yaptiklari hunhar mezalim, münferit hikayeler seklinde sunulunca cok ama cok kanatiyor kalbi. Insanligindan utaniyor kisiyi.

Nimeta ile Stefan'in aski mutlu degildi. Zaman mutlu degildi. Mücadele, vahset, ayriliklar coktu.
Hüzün sevmedigim bir his. O yüzden bu kitaba dair cok sey yazmak istemiyorum.

Cok alelade görünen bir cümlesi var Nimeta'nin romanda. Saklamak istedim o cümleyi. Diyor ki

Oglu büyüyecek, babasi gibi mühendis cikacak; kizi da tipki anasinin yaptigi gibi, üniversite biter bitmez asik oldugu gencle evlenip hemen cocuklar doguracak ve büyük sandigi aski birkac yil icinde tükeneceginden, bir ömür boyu sıkılıp duracakti.
(S.12)

Trajediyi severek okuyalara öneriyorum.

Sevgiyle, barisla kalin.
Janet

Wednesday, October 3, 2012

Utanmaz Adam - Hüseyin Rahmi Gürpınar

Ilk basimi, Hilmi Kitabevi tarafindan 1930 senesinde yapilan 360 sayfalik bu eserin ben 1947 senesinde yapilan ikinci baskisini okudum. Kütüphaneden bu performansi hic beklemezdim. Sahaf kokulu, eski mürekkeple basili sari sayfalar aklimi basimdan aldi diyebilirim.


janetaliriza.blogspot.com
Hüseyin Rahmi Gürpinar, Avnussalâh isimli bir ückagitcinin türlü edepsizliklerini, cesitli maceralarini konu etmis bu romaninda. Avnussalâh bir dolandirici ama ayni zamanda insan psikolojisi konusunda cok uyanik ve her olayda kendini biraz daha gelistiriyor diyebilirim. Her macerasinda yeni bir firildak cevirmekten geri durmazken, konusmalarindan felsefik ve mantiki cikarimlar hic eksik olmuyor. Ayrica kendine has etik aciklamalari da var. Mesela diyor ki:


Allah ve kullar bize hisse ayirmayi ihmal ettikleri icin biz de rizkimizi böyle vuruyoruz. Aclikla zorla ölmek calismaktan daha müthis bir cinayettir. (S.38)

Bunun haricinde, kendince bir adalet anlayisi da var Avnussalâh 'in. Onun hismina ugrayanlar asla sütten cikmis ak kasik degildirler. Kimi belediyeye ödemesi gereken vergisini ödemiyordur, kimisi esini aldatmaktadir. Onlarin sucu kendininkinden az olmadigi icin kendini cizginin disinda görmemektedir. Zaten "adlî takibatta bulunmak islerine gelmiyordu. Cünkü Avnussalâh'in dolandiricilik cürmünden ziyade kendi kirli camasirlarini ortaya dökmüs olacaklardi." (S.147)

----- o ----- Dikkat Spoiler Icerir ----- o ----

Ben, annesinin bucak bucak sakladigi zeytinleri bulup mideye indirdigi sahnede bir Avnussalah cizmistim kafamda. Ama komsunun tombul kedisini kesip ailesine tavsan eti diyerek yedirmesi noktasinda ben de afallamadim desem yalan olur. Hem tiksindim hem de bir kahkaha patlattim.

----- o ----- Dikkat Spoiler Icerir ----- o ----



Romanin icerik ve üslubundan tamamen bagimsiz olarak, dekoru eski Istanbul olan bütün kitaplara bayiliyorum. Iskender Pala'nin Babil'de Ölüm istanbul'da Aşk romaninda da, Anar'in Suskunlar'inda da, ve saysam rahat bir anda 25 tane siralayabilecegim tüm romanlarin hepsinde gözümde canlanan kaldirim taslarindan tutun da dükkanlara, sehir silüeti ve bogaz'in degisen cehresine, sokaktaki hanimlara, beylere hepsine hayran kaliyorum O dekorun icinde gecirdigin saatler bana paralel bir ömür kazandirmis oluyor. 

Bu kitabi da bitirdim ve cok cok mutluyum bana hissettirdiklerinden!
Memnubiyetsizlik bir cesit arsizlik ve ahmaklik. Mutluluksa heryerde. 
Yeterki razilik olsun.

Can-i gönülden sevgiyle selamliyorum herkesi,
Janet.

Sunday, September 30, 2012

İhsan Oktay Anar - Efrâsiyâb'ın Hikâyeleri

İhsan Oktay Anar'in  Efrâsiyâb'ın Hikâyeleri isimli bu romani iletisim yayinlarindan cikmis ve ilk baskisi 1998 senesinde yapilmis. Benim elimdeki 15. baskisi.


http://janetaliriza.blogspot.de

Icinde kücük kücük hikayeler barindiran bir roman. Romanin konusu söyle: Ölüm, Cezzar Dede'nin canini almaya gelir, ancak ona hikaye anlatma firsati verir ve her hikaye icin de bir saat ömür. Bir dede hikaye anlatir, bir de ölüm, sirayla. Öykülerin temalari korku, din, ask gibi basliklarda siralanir. Bir yandan da Ölüm'ün canini alacagi bir baska kisiyi aramaktadirlar. Ararken gectikleri mahalle isimleri , kitabin sonuna geldigimde fark ettim ki cennet kapilari. Aden cenneti, Firdevs cenneti, Dar'üs-selam, me'va cenneti vs. diye biliyoruz aslinda bütün hepsini. Kitaptaki siralama da söyle:


Selam Mahallesi, Aden Mahallesi, Meva Mahallesi, Elhalid Mahallesi, Makame Mahallesi, Naim Mahallesi, Heyevan Mahallesi ve Firdevs Mahallesi.

Okurken cok cok iyi zaman gecirmekle, her hikayede sunulan yeni dünyaya ilaveten yer yer mesajlarindan da etkilenmekle birlikte, yine de Suskunlar ile karsilastirmaktan  alamadim kendimi.  Her halükarda dantel gibi ince ince, detay detay islenmis bir roman. 


Kitabin en sevdigim yerini alintilayarak, ileride hatirlamak isterim. Arzu ederseniz buyrun beraber okuyalim:

I)

Cezzar Dede: 
- "Sen yakasina yapistigin her insani korkak mi saniyorsun? Yoksa ölümsüz oldugun icin korkusuzlugun yalnizca sana mi mahsus oldugunu düsünüyorsun? Benim dünyada tattigim en büyük lezzet, hayat degil, insanlik! Her zaman oldugu gibi simdi de, yasiyor olmanin degil, insan olmanin zevkini cikariyorum. Anlattigim her hikaye icin bana bir saat süre verdigin icin sana mütesekkirim. Fakat sunu iyi bil: Ben bu süreyi yasamak yerine, hikaye anlatmak icin ullaniyorum."

Ölüm: 
- "Hayatini degil, insanligini isteseydim elbette korkardin. Ancak bu güzel hediye sana sonsuza kadar verildi. Onu senden geri almam mümkün görünmüyor. Bu bakimdan sen de benim gibi ölümsüzsün. Fakat bircok kisi icin, insan olmanin zevkini ve keyfini cikartmak degil, hayati sürdürmek ve korumak daha önemli görünüyor. Ne pahasina olursa olsun yasamaya calismakla, dogrusu cok büyük bir mutlulugu kaciriyorlar. 

(S.139-140)


II) 

Ölüm:  
- (...)Ne korku, ne arayis, ne de ask bizi sasirtiyor. Bu duygular, gönlümüzde coktan dinmis firtinalar gibi. Benim icin bu durum fazlasiyla alelade. Ama senin icin fevkalade görünüyor. Arayis bitince, aranan sey artik bir kez bulundugu icin, korku da ask da biter.

Cezzar Dede: 
- Iste o zaman mesk baslar.

Ölüm:  
- Zaten cennet de budur.



Cezzar Dede: 
- Ve gülümseyen herkes cennete bakiyor demektir.
                                                                                                                                             (S.204)





Sevgiyle kalin,
Janet.


Edit#1: Mesut Yar, yazin konusunda cok dikkatli bir o kadar da pimpirikli hocam Ilber Ortayli'ya Ihsan Oktay Anar hakkindaki düsncelerini sordu. Hocam "Fevkalade kabiliyetli, fevkalade rafine bir yazar" diye yanitladi. Tercüme edilmemesine sitemle dokundu birazcik. "Zaten Türkler tercüme edemez, disardakilerin de ilgisini cekmemis" dedi. Belki ileride daha cok taninacak dedi. Ihsan Bey'den, Hocam'in da sitayisle söz etmesi beni de cok memnun etti.

Saturday, September 22, 2012

Suskunlar - İhsan Oktay Anar

Bu harikulade roman, Iletisim Yayinlari'ndan cikmis, ilk basimi 2007 senesinde yapilmis, 269 sayfalik bir eser. Ben Farlimas'in tavsiyesi ile okudum. Muhtesem bir öneriydi.

Bir seferde roman bitirdigi pek vaki degildir, yalnizca belli saatlerde okuyabilmemden mütevellit.
Suskunlar'i yataga girdigimde elime aldim, ve bir gecede ve soluksuz okudum.

Kitap, sizi acilisinda Mesnevi'den bir cümle ile karsiliyor:
Kulak, eger gercegi anlarsa gözdür.

Segah bölümünün sonunda ise bir karakter (Zahir) sunlari söylüyor:
Sessizlik de bir perdedir. Sessizligi isitebilirsin. 'Es' bile bu perdeye kiyasla 'ses'tir.
(S.231)

janetaliriza.blogspot.com

Üc bölümden terkip ve bölümler 1-2-3 diye degil yegah, dügah ve segah diye siralanmis.

Kitabin arka kapagina "benzersiz erguvani düslerin 'gercekliginde' sema edeceksiniz ve bu düslerden adeta basiniz dönecek" diye bir not düsülmüs. Tam da dedigi gibi o erguvani düslerin anaforuna kapildim gittim ben de bir anda.

Seytani olanlar, ilahi olanlar, para canlilar, asiklar, musikisinaslar, bir yanda mevlevihane, bir yanda onlarin düsmani sofular dünyasi. Tasvirler o kadar canli ki, Asim'in hayaletinin göründügü sahnelerde kalp atislarim hizlandi, odam buz kesti. Olur da mavi bir isik sizar da yigilir kalirim mazallah diye lambayi yaktim. Eflatun, evden ayrilip ona sesleneni bulana kadar karnim agridi, dah ne kadar örselenecek bu bicare diye.

Seyh Ibrahim Dede'nin Eflatun'a verdigi ögütü üstüme alindim. Ezberlemek degil ögrenmek nasip olsun dilerim:

Senin buraya gelmenin sebebi sadece bizim 'Gel' dememiz degil, ayrica onlarin sana 'Git' demeleri. Hic kimseye 'kötüdür' deme. Aslinda onlar, bilmeden iyilik ihsan eden insanlardir.
                                                                                                                                                 (S.123)

Okurken gül yagi kokusu da, lavanta da geldi burnuma. Bazen at idrari, bazen hamama gelen pejmurdeye, bazen Rafael'in bacasindan tüten kükürte yüzümü eksittim. Kulagima kah pes, kah tiz nameler geldi. 

Lisani da asla siradan degil Suskunlar'in. Anlatimdaki cekiciligin ve akiciligin yaninda; Osmanli beyefendisinden, yobazlarin ya da  külhanbeylerinin, romanlarin diline varana kadar her karakterde yeni bir hazine buluyorsunuz. Benzetmeler ve ironiler dopdolu ve muhtemelen okurken bir cogunu da fark etmeden tükettim.  

Cagdas Türk Edebiyati'nin yüz aki denebilecek romanlardan biri de Suskunlar benim nazarimda. Cok etkilendim. Mevlevi ögelerin icinde olmasinin bunda etkisi var, ama onlarin haricinde kalan hayal gücünün etkisi üstünüzden günlerce silinmeyecektir eminim.

Sevgiyle kalin,
Janet.

Tuesday, September 11, 2012

Yüzülsün, Okunsun, Sükredilsin, Mutlu Olunsun

Haftasonu yüzmeye gittim. Havuzdan önce kütüphaneye ugradim. Ismarladigim kitap gelmis, hemen onu da cantama attim.


janetaliriza.blogspot.de
Ihsan Oktay Anar'in Suskunlar romani hep aklimin fikrimin bir kösesinde olmakla beraber, bir türlü okumadigim/okuyamadigim bir kitapti. Iste nihayet ellerimde ve ben cok mutluyum. Bu kitaptan belirli beklentilerim var. Bu da demek oluyor ki, kitabin sonu ya doygunluk olacak ya da hayal kirikligi. Bitirdigimde ve yazmaya vaktim oldugunda hemen aktaracagim.

Hafta ici iki defa 1 km yüzdüm, bu son gidisim olan haftasonu ise 700m.de biraktim. 

Genel anlamda söylüyorum, yüzmeye yalniz gitmek lazim mirim. Tanidik, arkadas, ahbap takilinca olmuyo. Ördek gibi suda süzülmek ya da cencen cene calmak istiyorlar. Yüzmeyi sevenler ne demek istedigimi anlayacaklardir. Yüzmek demek kafanin suyun altinda olmasi ve kulac atmak demektir. Bu islem yorulana kadar sürdürülen bir seydir. Anlasilacagi üzre, bu sürec sohbet etmek icin, yan yana durmak icin vs. hic de uygun degildir. 

Ama zaman zaman eslik eden bir dostum da yok degil. Ismi Miri. Neyseki arkadasim Miri, kendi basina cok güzel zaman geciren biri. Ben rahat rahat kulvarda turlarken o da kendiyle zaman gecirdi. Miri'den belki bir ara söz ederim. Cok özel bir mimar. Restorasyon maceralari ise anlatmaya degecek cinsten.  




janetaliriza.blogspot.de
Yanip kararabiliyor musunuz siz? Ben kizariyorum korkarim. Ciger gibi kipkirmizi olmamak icin cocuklar icin olan 50 koruma faktörlü kremim ile gölgelerden ayrilmiyorum o yüzden.  Havuzun disinda da pek zaman gecirmiyorum galiba. Orada havuz dururken, sezlongda zaman gecirmeye anlam veremiyorum.

Yüzmeyi cok seviyorum, keske hergün yapilabilen bir spor olsa.

Sevgiler,
Janet.

Saturday, September 8, 2012

Sehrin Aynalari - Elif Safak

"Gitmek kadere dis bileyenlerin, varmaksa kadere inanmayanlarin tercihiydi"

Kitap yazilarimi ne kadar ihmal etmisim! Hemen fotograf makinemde resmi olanlardan birer birer anlatayim.

Metis Yayinlari'nin cikardigi 273 sayfalik, ilk basimi 1999 senesinde yapilmis bu romanin sekizinci basimini (2007) buldum kütüphanede. Cok da severek okudum.

Bu kitabin lezzeti, Elif Hanim'in ilk romani Pinhan'i andiriyor. Öyle plajda sayfalari arasinda keyifle yüzülecek bir kitap degil. Dikkatle okunmasi gereken, ciddi konsantrasyon ve ilgi gerektiren bir roman. Hayatin hayhuyu arasina sIkistiriliverilevek kitap degil. Bence yer yer tasavvuf yollarindan da yürüyor karakterler. Yazara bunu kendim sormayi cok isterdim, "yazarken nefsine insan sureti verip onu mu sürdün bu yollara? Bunca varmalar ve gitmeleri manevi varligina mi bictin?" diye. 


janetaliriza.blogspot.com
Yüz Yillik Yalnizlik'taki gibi ekstrem olmasa da, burada da önce isimlere-kisilere asinalik kazanmak icin bir miktar zaman gerekiyor. Ara ara basa dönüp kontrol etmek zaruriyeti ortaya cikiyor. Kitabin icindeki mistik bulut, kasvetli anlatimlar öyle güzel formüle edilmis ki, o karanlik sizi icine icine cagiriyor. En azidan beni cagirdi ben de büyülenmiscesine takildim pesine. Kitabin sonuna geldigimde ise "ayalar sehrindeyim, cünkü kim oldugumun pesindeyim" cümlesiyle kitapta hic anlatilmayan ama kendi hayatimda metafor metafor yükselen, yillardir kendime gizlediklerim yansima buldu.

Herkese tavsiye edecegim bir kitap degil. Bu tarzin yolcularinin gidip bulacagi bir kitap, daha ziyade.

Sevgiyle kalin,
Janet.

Wednesday, August 1, 2012

Yasar Ne Yasar Ne Yasamaz - Aziz Nesin

janetaliriza.blogspot.de


Bu kitabi kütüphaneden 'bir kez daha' secerken bir yandan da gevrek gevrek güldüm, cünkü Olacak O Kadar parodileri okurcasina bir iki gün gecirecegimi cok iyi biliyordum. Yasar'in imami yoklamasindan baslayan romanda, onun savruldugu her noktada diger mahpuslarla birlikte ben de Haydaaaaa dedim. Yasar'in saz calip türkü söyledigi Anşe Anşe diye kivrandigi yerlerde, bir nüfus kagidinin bile cok görüldügü bu adama güldügüm icin utandim yer yer. 


Tam isten ayrildiginda kizin hamile oldugunu ögrenmesi - dolmustan inip dolmusa bindigi ve her dolmusun kapisinin ayri aciliyor olmasi - bir de bir sapkanin ugruna oradan oraya gitmesi en favori sahnelerimdir. Bu okuyusumda miras pesinde kosturmasini yeniden hatirladigima sevindim. Anlaticilik yaparak para kazanmasini da unutmustum, bu okuyusumda animsadim. Hapisanedeki diger mahkumlarin antikaliklarina da bu defa daha cok dikkat ettim. Kitabi en ders dolu anahtari ise Kara Kapli Nizami Bey. 


Yasar'dan kurta evrilen, Ince Memed'den eskiyaya evrilen karakterler onca kurgunun icindeki en gercek olanlar kesinlikle.


Sevgiyle kalin,
Janet.

Saturday, July 7, 2012

Masumiyet Müzesi - Orhan Pamuk


Kitabı çıktığı zaman hemen alıp okumuştum. Şimdi Türkçesini bulamadım kütüphanede, o yüzden Almancasını fotoğrafladım. 

janetaliriza.blogspot.de

Aslında, belki romantik hisleri kuvvetli, anılarını eşyalar ile bütünleştirerek onları biriktirmenin anlam ifade ettiği kişiler için çok içli, çok duygu yüklü ve bir solukta okunacak bir roman olabilir. Yalnız benim elimde, biçare kitap, bitmek bilmedi.  Kitabın açılış cümlesi herkes gibi beni de tavlamıştı:

„Hayatımın en mutlu anıymış, bilmiyordum“

Orhan Pamuk kitaplarının dekorunu da hep çok sevmişimdir. Bu kitaptaki 70ler, 80ler planları da aynı şekilde çok kapsamlı, çok görsel. Ben Füsun ile Orhan Pamuk’un dans etmesini okurken çok güzel zaman geçirdim. „bir zamanlar zengin olup da servetlerini beceriksizce kaybeden her aile gibi pamuklar da içlerine çekilmişlerdi“  cümlesini okurken, Orhan Bey'in dedikodusunu yaptığım hissine kapıldım.Füsun'un Samsun içtiğini öğrenince, sanki odam leş gibi Samsun koktu. Kemal, Füsunlar'gidiş gelişleri artırınca ben onun adına utandım.
  
Bunlar aklımda kalan ve tat aldığım noktaları. Ama kitaba gitgide yayılan, adım adım artan obsesyonu, eşya bağımlılığını ve bu tatsız aşkı ben okumaktan hazzetmedim.  Romanın ayrıntılarından çok sıkılmış olmam, onun orijinalitesinden bağımsız bir durum. Daha önce böyle saplantılı bir aşkı, böyle kleptoman bir aşığı izlememiştim roman satırlarında. Bu anlamda, Pamuk yeni bir kapı açmış, (sanırım) denenmemiş birşeyi denemiş. Ayrıntıya gelemiyorsanız kaçın. Ama aşk, saplantı, mutluluk, nesneler düzleminde bir yolculuk yapma fikri rahatsız etmiyorsa hiç durmayın, girin Masumiyet Müzesi'ne.

Sevgiler,
Janet.

Tuesday, July 3, 2012

Kürk Mantolu Madonna - Sabahatin Âli

Dünya’nın en basit,en zavallı,hatta en ahmak adamı bile,insanı hayretten hayrete düşürecek ne müthiş ve karışık bir ruha maliktir!...Niçin bunu anlamaktan bu kadar kaçıyor ve insan dedikleri mahluku anlaşılması ve hakkında hüküm verilmesi en kolay şeylerden biri zannediyoruz?


janetaliriza.blogspot.de


Cem Yayınevi'nin 1985'te tefrika ettigi Sabahattin Âli'nin 1945 senesinde yazdıgı bu müthiş kitabı koyu kış gecelerinin birinde icime cekmiştim. Türk Edebiyati'nın en sürükleyici aşk hikayelerinden biri olan bu kitabi okurken Raif Efendi'nin icine kapaniklıgı ile huzursuz olacak, zamanında tuttugu günlügün sayfalarını cevirirken, bu itilmiş adamın ardında nasıl bir fırtınali bir aşk bıraktıgını anladıgınızda nasıl oldugunu anlamadan kitabın sonuna geleceksiniz. 


Kitabı okurken pek cok notlar almiş, alıntılar kaydetmiş; bitirdigimin ertesinde ise bunları ekşisözlük'te paylaşmak üzere bilgisayarımın başına gecmiştim. Kayda aldıgım tüm alintilar, not düştügüm bütün yorumlar benden önce zaten bire bir yazilmiş! Demek ki Sabahattin Âli hepimizi ayni cümleler ile avlamiş


Kitabın sonundaki birkac not arasından Cevdet Kudret'in yazdıgı da ilgimi cekmisti. Diyor ki:


"Kürk Mantolu Madonna" romanına ilkin Lüzumsuz Adam adini vermisti. Icindeki <z> ve <s> harflerinin catişmasını begenmedigi icin, bu adı sonradan degiştirdi.Piyasa romanlarini düşündüren o acayip adı taktı. Lüzumsuz Adam adını yıllarca sonra Sait Faik kullandı, Sabahattin'in kullandıgını bilmeden, tabii."



Kitaba ismini veren Kürk Mantolu Madonna tablosu her ne kadar Madonna delle Arpie isimli calışma olsa da, Raif ile birlikte galeride oturup tabloya daldıgım sahnede, zihnim bana o duvarda Zerrin Tekindor'un yandaki resmini gösterdi durdu.


Ama Maria Puder olarak hayal ettigim karakter daha farklı görünüyordu.


Bu arada günün birinde evime gercek resimler aldıgımda Zerrin Hanim'in pofuduk saclı, takma kirpikli, bol makyajli oyuncu kızlarının pesine düşecegim muhakkak. 


Kürk Mantolu Madonna'dan birkac alıntı ile sizi bas basa birakayım. 


Sevgiyle kalın.
Janet


*
hizli hizli otele dondum. kahvenin gramofonu ve suriyeli kadinin sarkisi kesilmi$ti. arkada$im yatagina uzanmi$ kitap okuyordu. bana yandan bir goz atti:

"ne o, capkinliktan mi geliyorsun?" dedi.

insanlar birbirlerini ne kadar iyi anliyorlardi... bir de ben bu halimle
kalkip ba$ka bir insanin kafasinin icini tahlil etmek, onun duz veya kari$ik ruhunu gormek istiyordum. dunyanin en basit, en zavalli, hatta en ahmak adami bile, insani hayretten hayrete du$urecek ne muthi$ ve kari$ik bir ruha maliktir!.. nicin bunu anlamaktan bu kadar kaciyor ve insan dedikleri mahluku anla$ilmasi ve hakkinda hukum verilmesi en kolay $eylerden biri zannediyoruz? nicin ilk defa gordugumuz bir peynirin evsafi hakkinda soz soylemekten kacindigimiz halde ilk rast geldigimiz insan hakkinda son kararimizi verip gonul rahatiyla oteye geciveriyoruz?

*

*
insanlar birbirlerini tanımanın ne kadar güç olduğunu bildikleri için bu zahmetli işe teşebbüs etmektense, körler gibi rastgele dolaşmayı ve ancak çarpıştıkça birbirlerinin mevcudiyetinden haberdar olmayı tercih ediyorlar.

   

 (s.40)

Monday, June 25, 2012

İnce Memed – Yaşar Kemal



Salı akşamı, hüzünlü bir Acem dostumu neşelendirmek için bir araya geldik. Şirazî helvalarının* yenip, Türk kahvelerinin içilip, falların bakıldığı; şiirlerin okunup, ölümden, tasavvuftan, fizik kanunlarının bunlarla ilişkilendirildiği neşeli bir gece oldu.

Herkes en sevdiği yazarı ve romanı methediyordu. „İnce Memed“ dedi bir kişi. Kitabın Farsçası her daim en çok satan kitaplardan biriymiş İran‘da.  „Senede bir okurum kitabı, ama ben okumazken de o kitaplar hep ortalardadır, ben okumuyorsam annem okuyordur, babam okuyordur, kardeşlerim okuyordur“ dedi. Çok okuduğu için çabuk yıpranıyormuş; hem seveni de çok olduğu için bazen o kitabın gidip de gelmediği oluyormuş. Dolayısıyla  İnce Memed’ alış verişi sık oluyormuş. İnce Memedsiz kaldığı bir vakit, bit pazarındaki bir kopyası için nasıl kahramanca diğer müşterilerle kapıştığından da bahsetti arkadaşım.

Bence, kitabın dili o kadar Adanalı ki, çevirilerinde nasıl onu verebiliyorlar merak ediyorum. Ben ilk cildini severim, diğerlerinde o tadı bulamamıştım (haddim olayarak.) İlk kitapta Çukurova ile, Toroslar ile yeni tanışıyordum. Ağalık sisteminin nasıl bir illet olduğunu yeni anlıyordum. Bu ufak tefek, çelimsiz oğlan, çetelere eşkiyalara karıştıkça benim yüreğim hop ediyordu. Abdi Ağa ölse de rahat etsek diyor, adama beddualar ediyordum. Sürekli Türkçe sözlükler karıştırıp yeni yeni kelimeler öğrenip, Türkçemden utanıyordum. Böylesi bir kitabın diğer dillerdeki sesi, hissi nasıldır acaba?

Her okuduğumda gülümsediğim bir ifade geldi şimdi aklıma:

Helbeeeet

‚Helbet‘ diyor mu acaba o cılız çocuk Farsça, Almanca çevirilerinde? Salı gününden beri ara ara İnce Memed’i düşündüm. Toroslarda eşkiyalar arasında Almanca başkaldırısını merak ettim. Şansım da yâver gitti, Buldum İnce Memed’i:    Memed mein Falke


janetaliriza.blogspot.com


Toros rüzgârları bu kitapta Türkçesi'ndeki gibi eser mi? Bilmediğim gibi tedirginim de. Oradaki yabancılığımı kırmak için, bu yola yanıma bir tanıdık alarak çıkmaya karar verdim... Bütün bu edebî romantizmi alt üst eden edepsizliğimle hazırladım çekirdeğimi, resimdeki gibi!

Şimdi köşeme çekilip, bildiğim bir dünyaya bilmediğim bir yoldan girmenin sıkıntılı merakı ile sayfaları çevirme zamanı. 

Sevgiyle kalın,
Janet.


* Şiraz Helvası, hurmaların soyulup biraz pişirildikten sonra miyane ile kıvamlandırılıp, tahin ile tatlandırıldığı bir İran helvasıdır. 

Sunday, June 17, 2012

Evli Bir Kadinin Günlüğünden – Peride Celâl


Milliyet Yayinlari’nin 1971 senesinde cikarttigi bir Peride Celâl romani olan „Evli Bir Kadının Günlüğünden“ tam bir yaz romanı. Her ne kadar kitabın amacı güldürmek olmasa da yer yer kahkahalara boğuldum. Bu sözlerimle yazara saygısızlık yapmak istemem. Kahkahalarımın sorumlusu, kitabın başahramanı yeni gelin Selma ve evliliğe, kocasına dair sarf ettiği cümleler. Sözünü ettiğim bu cümleler, o zamanın evli kadınının, evliliğe ve kendi konumuna bakışına ışık tutuyor. Ayrıca o gün ile günümüz arasındaki dramatik farkı ortaya koyuyor.Bu ifadelere örneklemeler yapmadan önce kitabı kısaca özetleyeyim.

janetaliriza.blogspot.com

Selma ve Mehmet kaderin cilvesi ile, bir otomobil kazası sonucu tanışıp aşık olmuş ve evlenmiş yeni bir çifttir. Mehmet, fabrikalar sahibi zengin bir baba ile „sosyete gülü“ diye hitap ettiği cemiyet hayatında öncü bir hanımın oğludur. Selma da, toplum içinde ağırlık sahibi doktor bir baba ve ev hanımı ama topluma yabancı olmayan bir annenin oğludur. Selma ve Mehmet solcu –geçinen- ancak aileleri dolayısıyla ideolojilerini yaşamlarına pek de yansıtamayan insanlardır. Mehmet, babasının yanında çalışıp orada işi öğreniyor olsa da; aklı sol düşüncelerin ifade bulduğu bir dergi çıkartmaktadır. Ancak derginin finanasmanı için de babasının eline bakmaktadır. Mehmet’in hayatında bunlar olurken, Selma da, baba evini terk etmenin heyecanını yaşayıp kendince yeni özgürlüğünün tadını çıkartmaktadır. Bu özgürlüğü, evi istediği gibi dağıtmak, yatakta istediği kadar kalmak, kirli ayaklarla yatağa girebilmek, hep içinde kalmış resim tutkusunu canlandırmak için şövalesini camın önüne kurup kirli boyalı bezlerini oraya buraya atmaktır. Ne de olsa „kayınvaldesinin“ (kitapta ayne böyle geçiyor, „kayınvalde“ diye) ona gönderdiği hizmetçi kadın oralığı toplayacaktır. Genç kız halleri içinde kocası hariç herkesten nefret eder Selma. Ailesinden, kocasının ailesinden, hizmetçilerinden, hâlâ görüşmekte olduğu okul arkadaşlarından…  Selma bu yeni yaşantısını, olayları, geçmişiyle, çevresiyle, hisleriyle ve kendiyle olan çekişmelerini günlüğüne yansıtmaktadır.
Eğlenerek kısa sürede okunabilecek, sonrasında pek de iz bırakmayacak bir roman.
Ben okurken, oradaki aforizmaları eşe dosta anlatmatan kendimi alamadım. İşte örnekler:

„Mehmet sarmaşık gibi kaplamış beni, sarmış dolanmış. Ona uyuyorum her yandan. Onun gibi düşünür, onun gibi davranır oldum her şeyde.“ (S.11)

„Bir balmumu bebek gibiyim Mehmet’in elinde. Sıcak dokunuşlariyle ısınıp eriyerek kollarının arasında biçimden biçime giriyorum.“ (S.11)

„Onunla beraberken ne kadar mutluyum! Düşünmüyorum bile!Düşünme insanı karamsar yapıyor.“ (S.33)

„Benim işim Mehmet’in karısı olmak bundan sonra, dedim, babama. Onun yolunda yürümek, onun çocuklarına ana olmak. Bu işlerin de doktor olmak kadar olumlu yanları var sanıyorum.“ (s.177)

Kitabın başında „mutfak“ yerine „mutbak“ yazımının bir basım hatası olduğunu düşünmüştüm ama gördüm ki, bütün bir kitap boyunca „mutbak“ deniyor.

„ALLO“ diye yanıtlıyorlar telefonları, „alo“ diye değil.

Küçük budala à Selma, arkadaşlarına kızdığında böyle diyor.

Güzel bir Pazar olsun herkes için!
Sevgiler,
Janet.