Showing posts with label Kitap. Show all posts
Showing posts with label Kitap. Show all posts

Saturday, December 1, 2012

Sevdalinka - Ayşe Kulin

Ayşe Kulin'in kaleme aldigi bu romanin birinci basimi 1999 senesinde, Remzi Yayinevi'nce yapilmis. Kütüphaneden ödünc aldigim roman ise ayni sene yailan otur ücüncü basimdan bir kopya idi.


http://janetaliriza.blogspot.com
Bir ask öyküsü, Bosnaklarin mücadelesine yedirilmis bu romanda. 
Cok hüzünlüydü. 
Fonda bir savas söz konusu. Sirplar'in, Bosnaklar'a yaptiklari hunhar mezalim, münferit hikayeler seklinde sunulunca cok ama cok kanatiyor kalbi. Insanligindan utaniyor kisiyi.

Nimeta ile Stefan'in aski mutlu degildi. Zaman mutlu degildi. Mücadele, vahset, ayriliklar coktu.
Hüzün sevmedigim bir his. O yüzden bu kitaba dair cok sey yazmak istemiyorum.

Cok alelade görünen bir cümlesi var Nimeta'nin romanda. Saklamak istedim o cümleyi. Diyor ki

Oglu büyüyecek, babasi gibi mühendis cikacak; kizi da tipki anasinin yaptigi gibi, üniversite biter bitmez asik oldugu gencle evlenip hemen cocuklar doguracak ve büyük sandigi aski birkac yil icinde tükeneceginden, bir ömür boyu sıkılıp duracakti.
(S.12)

Trajediyi severek okuyalara öneriyorum.

Sevgiyle, barisla kalin.
Janet

Friday, October 12, 2012

Hayallerini Yak Evi Isıt

Siir konusunda cagdastan bir hayli uzak oldugumu fark edip, günümüz sairlerine bakmaya karar verdigimde kütüphane bilgisayarinda ilk arattigim isim oldu Cezmi Ersöz. 

Sayabilecegim ve asina oldugum onca isim varken, pek bir temasimin bulunmadigi Cezmi Bey'in ismini hatirlamak sasirtti beni. Kitabinin ismi de enteresan geldi "Hayalerini Yak Evi Isıt."


janetaliriza.blogspot.com
Isim yaratici, ama hayallerini yakmak, his dünyama ait bir duyguyu yansitmiyor. Bunu, kitap elimde parka yürürken düsündüm. Oturdugum bankta okumaya baslayip, gece yatagimda bitirdim. Bir an evvel bitirmek istedigim icin okudum.

Icinde yer yer siir, yer yer denemeler var. 

Tekin Yayinevi'nden cikmis, ilk baskisi 2006'da yapilmis, benim elimdeki ise 24. Baski. 109 sayfalik kücük bir kitap.

Icinde o kadar cok sancili hisler sakli ki! Kitabi tanimlayan sözcüklerden kolaj yapmam gerekse sunlari sayardim: 

acı, sancı, cile, sızı, asi, zehir, kalmayan beklenti, ihanet, ucurum, ıssız, yalnız, yaralı, karanlık, insafsız

Kitabın resim dünyası bence arabesk isyanın resimleriyle cok örtüsüyor. Aska dair isyanı da, hayata dair isyanı da kast ediyorum. 

Sanirim etkisini üzerimden silmek icin bir süre canı canan icin sevenlerin divanina konuk olmaliyim.


Sevgiler
Janet

Wednesday, October 3, 2012

Utanmaz Adam - Hüseyin Rahmi Gürpınar

Ilk basimi, Hilmi Kitabevi tarafindan 1930 senesinde yapilan 360 sayfalik bu eserin ben 1947 senesinde yapilan ikinci baskisini okudum. Kütüphaneden bu performansi hic beklemezdim. Sahaf kokulu, eski mürekkeple basili sari sayfalar aklimi basimdan aldi diyebilirim.


janetaliriza.blogspot.com
Hüseyin Rahmi Gürpinar, Avnussalâh isimli bir ückagitcinin türlü edepsizliklerini, cesitli maceralarini konu etmis bu romaninda. Avnussalâh bir dolandirici ama ayni zamanda insan psikolojisi konusunda cok uyanik ve her olayda kendini biraz daha gelistiriyor diyebilirim. Her macerasinda yeni bir firildak cevirmekten geri durmazken, konusmalarindan felsefik ve mantiki cikarimlar hic eksik olmuyor. Ayrica kendine has etik aciklamalari da var. Mesela diyor ki:


Allah ve kullar bize hisse ayirmayi ihmal ettikleri icin biz de rizkimizi böyle vuruyoruz. Aclikla zorla ölmek calismaktan daha müthis bir cinayettir. (S.38)

Bunun haricinde, kendince bir adalet anlayisi da var Avnussalâh 'in. Onun hismina ugrayanlar asla sütten cikmis ak kasik degildirler. Kimi belediyeye ödemesi gereken vergisini ödemiyordur, kimisi esini aldatmaktadir. Onlarin sucu kendininkinden az olmadigi icin kendini cizginin disinda görmemektedir. Zaten "adlî takibatta bulunmak islerine gelmiyordu. Cünkü Avnussalâh'in dolandiricilik cürmünden ziyade kendi kirli camasirlarini ortaya dökmüs olacaklardi." (S.147)

----- o ----- Dikkat Spoiler Icerir ----- o ----

Ben, annesinin bucak bucak sakladigi zeytinleri bulup mideye indirdigi sahnede bir Avnussalah cizmistim kafamda. Ama komsunun tombul kedisini kesip ailesine tavsan eti diyerek yedirmesi noktasinda ben de afallamadim desem yalan olur. Hem tiksindim hem de bir kahkaha patlattim.

----- o ----- Dikkat Spoiler Icerir ----- o ----



Romanin icerik ve üslubundan tamamen bagimsiz olarak, dekoru eski Istanbul olan bütün kitaplara bayiliyorum. Iskender Pala'nin Babil'de Ölüm istanbul'da Aşk romaninda da, Anar'in Suskunlar'inda da, ve saysam rahat bir anda 25 tane siralayabilecegim tüm romanlarin hepsinde gözümde canlanan kaldirim taslarindan tutun da dükkanlara, sehir silüeti ve bogaz'in degisen cehresine, sokaktaki hanimlara, beylere hepsine hayran kaliyorum O dekorun icinde gecirdigin saatler bana paralel bir ömür kazandirmis oluyor. 

Bu kitabi da bitirdim ve cok cok mutluyum bana hissettirdiklerinden!
Memnubiyetsizlik bir cesit arsizlik ve ahmaklik. Mutluluksa heryerde. 
Yeterki razilik olsun.

Can-i gönülden sevgiyle selamliyorum herkesi,
Janet.

Monday, October 1, 2012

Yürü Be Feyyaz!

KingoDisco'dan sonra özledigimiz, twitter atraksiyonlarini zaman zaman takip ettigimiz Feyyaz Yigit yememis icmemis "üc günlük dünya edebiyati" yapmis. Oldugu Kadar isimli bir kitap yazmis. Okyanus Yayinlari'ndan cikiyor. 

Tanitimindaki cümleye kandim, okurum ben bunu dedim.

Suat, ne yapacagini bilmeyen alelade bir insanken, hayat onu öyle bir noktaya getiriyor ki, ne yapacagini bilemiyor.

Ayrica karakter betimlemeleri de birbirinden dikkat cekici. Kitabin "sürpriz ic kapaklari" da cok merak uyandirdi bende. Tanitimi izleyin, bakalim size ne düsündürecek:


Bu arada söylentiler dogruysa Disko Krali'nin sunuculugu Önder Acikbas'a kalmis. Cok sevindim. Cumartesi geceleri kimse uykusuz kalmaz böylelikle. Ekranlarin en antipatiklerinden ne de olsa. Kim izler ki artik? Onu sunucu yapmak berbat bir fikir gercekten. 

Herkese selamlar,
Janet.

Sunday, September 30, 2012

İhsan Oktay Anar - Efrâsiyâb'ın Hikâyeleri

İhsan Oktay Anar'in  Efrâsiyâb'ın Hikâyeleri isimli bu romani iletisim yayinlarindan cikmis ve ilk baskisi 1998 senesinde yapilmis. Benim elimdeki 15. baskisi.


http://janetaliriza.blogspot.de

Icinde kücük kücük hikayeler barindiran bir roman. Romanin konusu söyle: Ölüm, Cezzar Dede'nin canini almaya gelir, ancak ona hikaye anlatma firsati verir ve her hikaye icin de bir saat ömür. Bir dede hikaye anlatir, bir de ölüm, sirayla. Öykülerin temalari korku, din, ask gibi basliklarda siralanir. Bir yandan da Ölüm'ün canini alacagi bir baska kisiyi aramaktadirlar. Ararken gectikleri mahalle isimleri , kitabin sonuna geldigimde fark ettim ki cennet kapilari. Aden cenneti, Firdevs cenneti, Dar'üs-selam, me'va cenneti vs. diye biliyoruz aslinda bütün hepsini. Kitaptaki siralama da söyle:


Selam Mahallesi, Aden Mahallesi, Meva Mahallesi, Elhalid Mahallesi, Makame Mahallesi, Naim Mahallesi, Heyevan Mahallesi ve Firdevs Mahallesi.

Okurken cok cok iyi zaman gecirmekle, her hikayede sunulan yeni dünyaya ilaveten yer yer mesajlarindan da etkilenmekle birlikte, yine de Suskunlar ile karsilastirmaktan  alamadim kendimi.  Her halükarda dantel gibi ince ince, detay detay islenmis bir roman. 


Kitabin en sevdigim yerini alintilayarak, ileride hatirlamak isterim. Arzu ederseniz buyrun beraber okuyalim:

I)

Cezzar Dede: 
- "Sen yakasina yapistigin her insani korkak mi saniyorsun? Yoksa ölümsüz oldugun icin korkusuzlugun yalnizca sana mi mahsus oldugunu düsünüyorsun? Benim dünyada tattigim en büyük lezzet, hayat degil, insanlik! Her zaman oldugu gibi simdi de, yasiyor olmanin degil, insan olmanin zevkini cikariyorum. Anlattigim her hikaye icin bana bir saat süre verdigin icin sana mütesekkirim. Fakat sunu iyi bil: Ben bu süreyi yasamak yerine, hikaye anlatmak icin ullaniyorum."

Ölüm: 
- "Hayatini degil, insanligini isteseydim elbette korkardin. Ancak bu güzel hediye sana sonsuza kadar verildi. Onu senden geri almam mümkün görünmüyor. Bu bakimdan sen de benim gibi ölümsüzsün. Fakat bircok kisi icin, insan olmanin zevkini ve keyfini cikartmak degil, hayati sürdürmek ve korumak daha önemli görünüyor. Ne pahasina olursa olsun yasamaya calismakla, dogrusu cok büyük bir mutlulugu kaciriyorlar. 

(S.139-140)


II) 

Ölüm:  
- (...)Ne korku, ne arayis, ne de ask bizi sasirtiyor. Bu duygular, gönlümüzde coktan dinmis firtinalar gibi. Benim icin bu durum fazlasiyla alelade. Ama senin icin fevkalade görünüyor. Arayis bitince, aranan sey artik bir kez bulundugu icin, korku da ask da biter.

Cezzar Dede: 
- Iste o zaman mesk baslar.

Ölüm:  
- Zaten cennet de budur.



Cezzar Dede: 
- Ve gülümseyen herkes cennete bakiyor demektir.
                                                                                                                                             (S.204)





Sevgiyle kalin,
Janet.


Edit#1: Mesut Yar, yazin konusunda cok dikkatli bir o kadar da pimpirikli hocam Ilber Ortayli'ya Ihsan Oktay Anar hakkindaki düsncelerini sordu. Hocam "Fevkalade kabiliyetli, fevkalade rafine bir yazar" diye yanitladi. Tercüme edilmemesine sitemle dokundu birazcik. "Zaten Türkler tercüme edemez, disardakilerin de ilgisini cekmemis" dedi. Belki ileride daha cok taninacak dedi. Ihsan Bey'den, Hocam'in da sitayisle söz etmesi beni de cok memnun etti.

Wednesday, August 1, 2012

Yasar Ne Yasar Ne Yasamaz - Aziz Nesin

janetaliriza.blogspot.de


Bu kitabi kütüphaneden 'bir kez daha' secerken bir yandan da gevrek gevrek güldüm, cünkü Olacak O Kadar parodileri okurcasina bir iki gün gecirecegimi cok iyi biliyordum. Yasar'in imami yoklamasindan baslayan romanda, onun savruldugu her noktada diger mahpuslarla birlikte ben de Haydaaaaa dedim. Yasar'in saz calip türkü söyledigi Anşe Anşe diye kivrandigi yerlerde, bir nüfus kagidinin bile cok görüldügü bu adama güldügüm icin utandim yer yer. 


Tam isten ayrildiginda kizin hamile oldugunu ögrenmesi - dolmustan inip dolmusa bindigi ve her dolmusun kapisinin ayri aciliyor olmasi - bir de bir sapkanin ugruna oradan oraya gitmesi en favori sahnelerimdir. Bu okuyusumda miras pesinde kosturmasini yeniden hatirladigima sevindim. Anlaticilik yaparak para kazanmasini da unutmustum, bu okuyusumda animsadim. Hapisanedeki diger mahkumlarin antikaliklarina da bu defa daha cok dikkat ettim. Kitabi en ders dolu anahtari ise Kara Kapli Nizami Bey. 


Yasar'dan kurta evrilen, Ince Memed'den eskiyaya evrilen karakterler onca kurgunun icindeki en gercek olanlar kesinlikle.


Sevgiyle kalin,
Janet.

Monday, June 25, 2012

İnce Memed – Yaşar Kemal



Salı akşamı, hüzünlü bir Acem dostumu neşelendirmek için bir araya geldik. Şirazî helvalarının* yenip, Türk kahvelerinin içilip, falların bakıldığı; şiirlerin okunup, ölümden, tasavvuftan, fizik kanunlarının bunlarla ilişkilendirildiği neşeli bir gece oldu.

Herkes en sevdiği yazarı ve romanı methediyordu. „İnce Memed“ dedi bir kişi. Kitabın Farsçası her daim en çok satan kitaplardan biriymiş İran‘da.  „Senede bir okurum kitabı, ama ben okumazken de o kitaplar hep ortalardadır, ben okumuyorsam annem okuyordur, babam okuyordur, kardeşlerim okuyordur“ dedi. Çok okuduğu için çabuk yıpranıyormuş; hem seveni de çok olduğu için bazen o kitabın gidip de gelmediği oluyormuş. Dolayısıyla  İnce Memed’ alış verişi sık oluyormuş. İnce Memedsiz kaldığı bir vakit, bit pazarındaki bir kopyası için nasıl kahramanca diğer müşterilerle kapıştığından da bahsetti arkadaşım.

Bence, kitabın dili o kadar Adanalı ki, çevirilerinde nasıl onu verebiliyorlar merak ediyorum. Ben ilk cildini severim, diğerlerinde o tadı bulamamıştım (haddim olayarak.) İlk kitapta Çukurova ile, Toroslar ile yeni tanışıyordum. Ağalık sisteminin nasıl bir illet olduğunu yeni anlıyordum. Bu ufak tefek, çelimsiz oğlan, çetelere eşkiyalara karıştıkça benim yüreğim hop ediyordu. Abdi Ağa ölse de rahat etsek diyor, adama beddualar ediyordum. Sürekli Türkçe sözlükler karıştırıp yeni yeni kelimeler öğrenip, Türkçemden utanıyordum. Böylesi bir kitabın diğer dillerdeki sesi, hissi nasıldır acaba?

Her okuduğumda gülümsediğim bir ifade geldi şimdi aklıma:

Helbeeeet

‚Helbet‘ diyor mu acaba o cılız çocuk Farsça, Almanca çevirilerinde? Salı gününden beri ara ara İnce Memed’i düşündüm. Toroslarda eşkiyalar arasında Almanca başkaldırısını merak ettim. Şansım da yâver gitti, Buldum İnce Memed’i:    Memed mein Falke


janetaliriza.blogspot.com


Toros rüzgârları bu kitapta Türkçesi'ndeki gibi eser mi? Bilmediğim gibi tedirginim de. Oradaki yabancılığımı kırmak için, bu yola yanıma bir tanıdık alarak çıkmaya karar verdim... Bütün bu edebî romantizmi alt üst eden edepsizliğimle hazırladım çekirdeğimi, resimdeki gibi!

Şimdi köşeme çekilip, bildiğim bir dünyaya bilmediğim bir yoldan girmenin sıkıntılı merakı ile sayfaları çevirme zamanı. 

Sevgiyle kalın,
Janet.


* Şiraz Helvası, hurmaların soyulup biraz pişirildikten sonra miyane ile kıvamlandırılıp, tahin ile tatlandırıldığı bir İran helvasıdır. 

Wednesday, June 13, 2012

Ken’an Rifâî ve Yirminci Asrın Işığında Müslümanlık


Son on yıl içinde, spritüel dünyama seslenen başlıca güncel yazarlardan biri olan Cemalnûr Sargut’u onca dinledikten sonra, sürekli sözünü ettiği şeyhleri Ken’an Rifâî hakkında biraz daha bilgi edinmek istedim. Bulunduğum bölgenin kütüphanesinde de gerçekte onu anlatan bir kitap bulabildim: başlıkta adı geçen „Ken’an Rıfâî ve Yirminci Asrın Işığında Müslümanlık“ Kitabın yazarları iki hanım: Sâmiha Ayverdi, Nezihe Araz, Safiye Erol ve Sofi Huri. Bu isimlere de yine Cemalnur Hanım’ın konuşmalarından aşinayız. Özellikle Sâmiha Hanım’dan „Samiha Anne“ diye bahsettiğini duymuşsunuzdur siz de.

Elimdeki kitap Hülbe Yayınları’ndan 1983 senesinde çıkmış. Karton kapak 476 sayfa. Beş bölüm olarak hazırlanmış. Birinci bölüm (ya da kitap geçen şekli ile: Birinci Etüd) Sâmiha Ayverdi ile Nezihe Araz’ın, ikinci bölüm (ikinci etüd) Safiye Erol’un, üçüncü bölüm Sofi Huri’nin elinden çıkmış. Ayrıca mektupları ve sohbetlerine de yer verilmiş son iki kısımda.

janetaliriza.blogspot.com

Genel olarak Kenan Rifâî’nin biografisine odaklanılmış ve çocukluğundan başlayarak yaşantısı, eğitimi, küçükken yaptığı afacanlıklar ve saçtığı zekâ pırıltıları irdelenmiş. Daha sonra bir yandan genç bir öğretmen olarak tayinleri, gittiği yerlerdeki ilişkileri, manevi uyanış ve aydınlatışına geçilmiş. Annesinin hayatındaki önemi vurgulanmış. Din anlayışı, ahlâk görüşü, insan ilişkileri gibi çeşitli yönlerden kişiliği ve mürşitliği anlatılmış.

Satır araları, Cemalnur Hanım’ın anlattığı kıssalar ve sarf ettiği özlü sözlerle dolu. Demek ki kendisi, sözünü ettiği kaynağının, mürşidinin tamamen özümsemiş ve onun bir aynası haline gelmiş.

Örneğin:

„Haktan başka bir şer olmadığı için, mahlûktan da zuhur eden Hak’tır; Allah’ın vahiy vasıtaları nihayetsizdir.“ (s.38)

„Zulüm, bir şeyi kendi mevziine koymamaktır“ (s.52)

„Havada uçmak mûcize olsa,  kargalar da uçuyor; denizde yüzmek mûcize olsa balıklar da yüzüyor. Biz iç terbiyemizle meşgul olalım, bir kötü hasleti yok edip yerine bir iyisini getirelim, lâzım olan budur.“ (s.125)

„Bakın, Allah için Rabbül’âlemîndir diyoruz. Rabbül’müslimîn demiyoruz. Onun yapmadığı ayırmayı ben kul olarak nasıl yaparım?“ (s.149)

Kenan Rifai’nin biyografisi olmasının yanı sıra, vahdet inancının iyice kavranması, aşkın ne olduğu, maddiyat ve maneviyat dengeleri, ve en önemlisi mutluluğun gerçek kaynağına yönelim anlamında çok aydınlatıcı bir eser olmuş. Cemalnur Sargut’u severek dinleyenler, onun nelerle beslendiğini anlamak için ve bu yolculuklarında bir başlangıç noktası olarak bu kitaba göz gezdirebilirler.

Elif Şafak, Aşk isimli romanına hazırlanırken tasavvufa girişini yine bu kanallardan yaptığını belirtmişti kitabının yeni çıktığı dönemde.

Son olarak  da demek isterim ki, kitabın dilinde elli yıl öncesinin zerafeti var. 

Sevgiyle kalın.
     Janet