Monday, September 3, 2012

Yumurta Kaliplari

E-bay alis verisi yaparken cogunlukla cok sacma seyler alarak tamamliyorum o yolculugu. Son olarak Hong Kong'dan yumurta kaliplari aldim. Biri tavsan biri de Ayicik seklinde. Simdilik tavsancigi gösterecegim size:


www.janetaliriza.blogspot.com

Haslanmis yumurtayi icine koyup, kisa bir süre bekleyip cikarinca sonuc sunun gibi bir sey oluyor: 

www.janetaliriza.blogspot.com
30 yasima sayili güner kalmis birisi olarak ben bile cok eglendim bununla, demek ki cocuklar bayilir!

Neyse siz bana bakmayin, olgunluk bu simarikliktan elbette evladir.
Sevgiyle kalin,
Janet.

Sunday, September 2, 2012

Bayram Kahvaltisi

Bu bayrami yine yalniz gecirecegimi saniyorken bir Iranli dostum Shimshim'e bayram kahvaltisini birlikte yapmayi önerdim, ve o da bayrami yalniz gecirecegi icin buruk olan diger Acem dostlarimiza haber vermis. Tüm dükkanlarin kapali bir gün olmasindan mütevellit, kahvaltimizi kendi getirdiklerimizle yapmak zorundaydik. Bayram bereketi soframizi costurdu da costurdu. Yiyip doyduktan sonra fotograf cekmek aklima geldigi icin pek cok enteresan kahvaltilik bu resimde yok. Zaten kahvaltiliklarin da bir önemi yok. Ne güzel bir ani oldu. Herkesin bayrami her sene birbirinden güzel gecsin.

www.janetaliriza.blogspot.com
Basta cok yadirgayip sonra afiyetle yedigim bir seyden söz edip öyle bitirecegim yazimi. Hurmali omlet. Bol etli, tombul Iran hurmalarinin cekirdeklerini cikarip onlari bir süre az yagda (tereyag makbulmüs) kavuruyor, üzerine de cirpilmis yumurtayi boca ediyorsunuz.

Afiyet olsun :)
Janet.

Saturday, September 1, 2012

Türbesel Hareketler Bunlar

www.janetaliriza.blogspot.com
Kafa dinlemeye calistim bir süre. Dis seslere yalitim olarak ic sesimi actim biraz. Tek basima havuza gittim, güneslendim, kitap, dergi okudum, film izledim, agladim, sinirlendim, arindim hepsinden.

Böyle bir günde Yukaridaki köprüden geciyordum. Oturdum icime cektim yesili, maviyi.


www.janetaliriza.blogspot.com
Köprünün her yanina kilitler asmis asiklar. Ismlerini kazidiklari asma kilitleri askla kilitleyip, anahtarini suya atmislar ki, kimse ve hicbir sey giremesin aralarina, hayat ayiramasin onlari.

www.janetaliriza.blogspot.com
Dilekler bitmez.
Herkesinki, hepinizinki, hepimizinkiler gercek olsun mutlulukla...

Sevgiyle kalin,
Janet.

Monday, August 13, 2012

Pers Prensesin Mumyasi

Prof. Dr. Sevil Atasoy'a hayranligimi beni yakindan taniyanlar bilirler. Yazdiklarini, kitaplarini, televizyon programlari ve röportajlarini ilgiyle okur, izlerim. Kendisi son televizyon programinda enteresan bir sahtecilikten söz etti ki, seytanin aklina gelmez! Bir Pakistanli ve bir Iranli'nin basrolünde olduklari bir hikaye. Bu iki dolandirici ellerinde bir lahitin ve lahitin icinde bir mumya ile Karaci Müzesi'ne basvuruyorlar. Bir Pers prensesinin mumyasini bulduklarini ve bunu müzeye satmak istediklerini belirtiyorlar. Müze yetkilileri derhal polise basvurarak, iki kafadari eski eser kacakciligindan tutuklatiyorlar. Meger aslinda sanilandanin cok daha ötesindeymis suclari ve sade birer kacakci degillermis.

Cok sayida cesitli alanlardan uzmanlarin olusturdugu ekip, lahit ve mumyayi incelemeye aliyorlar. Mumya bir hasirin üzerinde yatiyor ve bir mermer lahit icinde. Mermer lahit ise bir ahsap tabut icinde. Ahsap tabutun üzerinde oyma ve süslemeler var. Mumyanin yatirildigi hasira yapilan karbon14 testine göre o hasirin yalnizca 4 yasinda oldugu, sanildigi gibi 2000 - 2500 senelik birsey olmadigi anlasiliyor önce. Mumyalamada kullanilan kimyasallarin ise Misir mumyalama stiline tekabül ettigi ortaya cikiyor ve buna bir anlam verilemiyor. Ic organlarin cikarilmasi icin yapilan kesigin olmasi gerekenden daha büyük ve teknik olarak yanlis oldugu, bunun yani sira Misir usulünce mumyalanmasina ragmen Misirlilar'in kalbi yerinde biraktigi, oysa bu bedende kalbin de olmadigi görülüyor. Mumyanin üzerindeki plakaya kazinan isim de hatali. Farsca ismi yerine, o prensese Helenlerin taktigi isim naks edilmis. Ahsap tabut üzerindeki süslemeler incelendiginde de kursun kalem izlerine rastlaniyor. Oysa kursun kalem 1500lerin ortasinda bulunup, kullanimi 1800lerde yayginlasan modern bir gerec. Son olarak beden bastan ayaga inceleniyor ve mumyalanmada dahi cürüyüp yok olmasi gereken bir takim dokularin hala yasadigi görülünce, uzmanlar yeni ölmüs bir bedeni calistiklarini anlayip dehsete düsüyorlar.

Bu veriler isiginda, Pakistanlilar bir mumyalama cetesi ile karsi karsiya olduklarini fark ediyorlar. Muhtemelen genc bir hanimi katleden, ya da hanüz ölmüs bir bedeni mumyalamak icin kaciran cetenin diger üyeleri belli ki (en azindan) bir tarih uzmani, bir marangoz, bir mermer ustasi, bir kimyager, bir doktor ve bir kuyumcu.
Bir sahte mumyanin karaborsa fiyati 4 - 5 milyon dolarmis! Dünyanin bir cok müzelerinde Misir Mumyasi olarak sergilenenlerin de aslinda sahte olduklari düsünülmekteymis.

Bu arada asil hikayede sözü edilen mumyanin boyun ve belinde kiriklar görülmüs. Saniliyor ki bütün bu mumyalama islemi bir cinayet ile baslamis.

Maddi karsiligini alacagini bildigini zaman elini kana bulamaktan cekinmeyenlere insan denmesin.

Sevgiyle kalin,
Janet.

Saturday, August 11, 2012

Ne Güzel Sürpriz

Ilkokulda tanistigim, on bir sene ayni cati altinda egitim gördügüm cok eski bir arkadasim Münih'e tasindi! Hemen bulustuk, dolu dolu sohbet ettik. Ankara'da hukuk fakültesini bitirdikten sonra hayat onu buralara kadar getirmis.
Bulusmaya giderken minik bir hediye almistim yanima.
janetaliriza.blogspot.de
O da bana bir hediye getirmis. BAYILDIM!!! Keceden yapilmis bir kus anahtarlik. Kendi elleriyle dikmis bunu canim arkadasim. Bunu anahtarlik degil canta süsü olarak kullanacagim bir süre. Cantanin karanligina hapsetmek istemedim onu.

Sevgiler,
Janet.

Friday, August 10, 2012

Alman Polisi

Öfkem gecmemisken hemen bir de gürültücülere catayim istiyorum. Cok yüksek sesle konusan ve gülen kisileri dogrudan az görgülü/görgüsüz etiketiyle siniflandiriyorum. Daha önceleri bunu kendime saklardim, ama artik uyariyorum kesinlikle.

Maria'nin karsisindaki sagirmis gibi bagirarak konusmasina ve ciglik cigliga kahkahalarina daha fazla katlanamadigim bir gece tepki göstermis, hatta ertesi gün de kahveye davet etmis ve en azindan benim yanimda sesini ayarlamasi icin uyarmistim.

Dün gece de agzinin ayari olmayan komsularimi, en azindan geceleri insan sesiyle konusmalari icin uyardim, tekrar uyarmak zorunda birakmayin da dedim. Sabah 3 civarinda zivanadan ciktiklarinda da polisi aradim.
Sonuc mükemmeldi mirim. Geldiler, susturdular, biz de misil misil uykumuza döndük.

Boru degil Alman polisi :)
Allah kimseyi ellerine düsürmesin sekerim.

Sevgiler, Janet.

Thursday, August 9, 2012

Dakiklik

Su hayatta herkesin vardir katlanamadigi bir iki davranis. Ben de dakik olmayanlara, zamanimi bosa harcayanlara karsi kendimi asla kontrol edemiyorum. Daha bir iki gün evvel organizasyon hatasi yapip ögleden sonra bir kac saatime mal olan arkadasim karsisinda kücük dragona dönüsüp agzimdan alevler sactim. Bununla gurur duymuyorum elbette.

Sonra da kendime sasirdim, bu kadar farkinda degildim yumusak karnimin. Söyle bir son iki senelik sicilime göz attim. Meger neler yapmisim ben neler.

Mesela, yillardir görmedigim eski dostumla gecen yaz Ankara'da bulusacaktik. Bulusmaya gec geldigi icin muhabbetin koyulasmaya basladigi anda (bulustuktan yaklasin 20-25 dakika sonra) gitmem gerek deyip onu orada birakmisim.

Bir digeri de dogum yaptigi sonra da baska bir kente tasindigi icin cok uzun zamandir görüsemedigim bir diger dostum bulusmaya tam 45 dakika gecikince masada yaklasik 10 dakika kadar kalmis, o siparisini verdikten sonra müsade isteyip onu da orada birakmistim.

Terk edip gidemeyecegim bir diger seferde ise sessizlige gömülmüs, donuk gözlerle masadakini izlemis, bulusmayi kasitli olarak germistim.

Malum, eger bir konuda hassassaniz, hayat sizi bununla cezalandirir da cezalandirir. Bir defasinda da randevusuna gelmeyi unutmustu bir hanim. Nasil cileden ciktigimi tahmin edersiniz. Kim olsa sinirlenirdi zaten.

Kalkip gidince, masada biraktigim tamamlanmamis muhabbete cok üzülüyorum, hasret gideremedigime de. Öte yandan, gec kalininca kendimi büyük hakarete ugramis hissediyorum, tepkisiz de kalamiyorum.

Para bosa gidince problem yok, yenisi kazanilir ama iste zaman geri getirilemiyor.

Programli olun, vakitli olun, saate bakin, sözünüze sadik kalin.  Bir de yüksek sesle konusmayin.
Eger basaramiyorsaniz, dikkat edin de Janet intikam almasin.
Heyheyleri tepesindeki Janet'ten sevgiler.

Tuesday, August 7, 2012

Migren

Migreni olanlardan ne menem bir sey oldugunu isitmistim. Bilmek istemiyorum nasil bir sanci oldugunu, belli ki fena bir sey. Bir dostum migren atagina yakalandiginda yanindaydim. Meger nasil berbattt bir illetmis.Bana esiyle ettigi kavgayi anlatirken agir agir basladi gündüzden. Temiz hava alsin, hem nesesi de yerine gelsin diye disari attik kendimizi. Bir ara düzelir gibi oldu. Aksam bir iftar davetine birlikte katildik. Orada zaman zaman eini alnina götürmesi dikkatimi cekti. Bir yandan baskalariyla shbet ederken bir yandan da zaman zaman ona göz atip keyfini yokluyordum. Bir ara gözünün beyazinin o aksam nasil da sarardigini fark ettim. Üstünden bir yarim saat kadar gecmisti ki bu defada gözleri fena kanlandi. Rengi de soluklasti. Hic de saglikli görünmüyordu. Bulundugumuz yerin bahcesine cikmayi teklif ettim. Biraz serin ve temiz havayi soluyarak rahatlar diye düsünmüstüm. Ama dakikalar gectikce agrisinin da arttigi belliydi. Artik eli hep basindaydi. Birilerinden agri kesici bulmalarini rica ettim. Alnina sakaklarina masaj yaptik biraz. Esi muhabbeti birileriyle koyulttugu icin dönemiyorduk da. 


Artik takati iyice kesilmis, vücudu yediklerini hazmedecek gücü bile bulamiyordu. Istifra edince evine onu ben götürdüm. Kafasina buz torbasi koyduk, alnini tülbentle iyice sardik. Üzerinde yüzükten saate onu daraltabilecek ne varsa cikardik, saclarini actik. En son bir de evdeki ametist tasindan yardim umduk. Bir süre onu da elinde, avucunda tuttu. Bir süre sonra rahatladi ve uykuya daldi.


Bas agrisi deyip gecmemek lazimmis mirim, etkisi ertesi gün dahi sürdü.


Tetikleyicisinin üzüntü ve stres oldugu belli. Pekiyi gecmez mi bu illet? Yok mu bir caresi, sifasi? Önerisi olan susmasin, yazsin ;)


Sevgiler,
Janet.

Monday, August 6, 2012

Ramazan 2012 #3

Iftarlarda mütemadiyen fotograf cekmeyi unutuyorum, sanmayin ki acliktan gözü dönüyor bu kizin da yemege dalip unutuyor; her sofada ayri bir sohbet anaforuna kapiliyorum. Dolayisiyla kafamdaki plandan tamamen kopup o aksamin muhabbetinde ayri bir aleme daliyorum.Fotograflayamadigim aksami da burada benim kuru sözcüklerimle yalniz birakmak istemiyorum.

Simdi anlatacagim iftari Protestan Kilisesi'nde actik. Daveti isittigimde cok sevindim. Cok kültürlü, cok milletli, cok lisanli yerlerde teklesmenin lezzeti bence apayri. Evangelist kardeslerimiz üniversite vasitasiyla bu isteklerini ilettiler, biz de seve seve katildik. Aslinda gitmeden önce dalga gecmistim ben menü olasiliklariyla, ama onlar da önceden gelenekleri ve genel temayülü yoklayip ona göre hazirlanmislar.

janetaliriza.blogspot.de
Bu defa zaten menüden degil atmosferden söz edecegim. Normalde kütüphane olarak kullandiklari, zaman zaman koro talimleri yaptiklari odayi ayirmislar bu yemek icin. Sofranin yarisinda evangelist Almanlar, diger yarisinda da din degistirmis bir iki Alman ile cesitli milletlerden, mezheplerden müslümanlar vardi. Kücük dünya, cok zamandir ismi orada burada anilan ama tanisamadigim (ve tanismayi cok istedigim) bir genc hanim tam da karsima oturtulmustu. Basta, ramazan, oruc ve iste dinlerin uygulanisina iliskin sorularla girdigimiz muhabbetimizde, konu skalasi ask, ayrilik, hastalik-sifa, ile acilip cok sesli müzik, siir ve lisandan sac bakimi gibi sig temalara kadar yayildi.Ayrilik vaktinde telefon numaralarimizi degis tokus ettik, ileriki günler icin sözlestik. Protestan mezhebi mensuplari bir yandan iftar sofrasi atmosferi ile tanisirken bir yandan da islama dair meraklarini dindirip, üstüne de kendi oruc ritüellerinden, katolik mezhebindeki oructan söz ettiler.

Bu güzel tecrübeyi unutmayayim, burada kayda gecsin.
Sevgiyle kalin,
Janet.

Sunday, August 5, 2012

Yatak Odasindaki Iguana!

Yatan odasinda öküz istenir mi hic deyip burun kivirmistim ya...Sen misin yadirgayan, meger yatak odasini sürüngenlerle süsleyen bile varmis ya hu!


janetaliriza.blogspot.de


Hali ve heykelcik odaya damgasini vurmuslar. O damgayi o odaya vurmak ne kadar iyi bir secim herkes kendi bilir. Ben müspet bulmuyorum cancagizim.


Sevgiyle kalin,
Janet.

Saturday, August 4, 2012

Ramazan 2012 #2

Gecen günlerde iftar icin davetive kosa kosa icabet ettigim muhtesem Iranli dostlarimin evinde dualarla oturdugumuz sofradan sonra aska gelip danslarla kalktik :)))


Aslinda bu iftara ben yalniz davet edildigimi saniyordum. Meger öncesinde bana sürpriz yapmaya karar vermis, yemekler salatalar yapmislar. Masada Iran mutfagi dominant lezzetti. Alman arkadaslarim da güzel katkilar yapmislardi ama.  Ben yemeye ve sohbete daldigim icin fotograflamamisim onlari. Kelle gonceshk adi verilen, bizde eksili köfte/top köfte gibi isimlerle bilinen bir yemegin Acem versiyonu birinci ana yemekti. Ikinci ana yemek ise Alman tarifiyle terbiye edilip soslandirilmis dana kotletiydi. Yaninda da yine acem pilavi vardi. Onun resmini sofraya oturmadan önce cekmistim.


janetaliriza.blogspot.de
Gecenin sürprizi ise bu güzel insanlarin kendileri sevmedikleri halde benim icin yapma zahmetine katlandiklari zerdeydi. Zerde (Farsi ismiyle shole zerd) Türkiye'de sünnet dügünlerinin sabit tatlisiymis. 

janetaliriza.blogspot.de
Ben sanirim hayatimda yalniz iki defa sünnet dügününe gittim, ikisinde de zerde yoktu. Iranla münasebetimin baslamasiyla sevdim ben bu lezzeti.

Bu iftarda servis edilen zerdeyi bir mimar arkadasim tarcinla süslemis. Bazi insanlarin el becerilerine hayran kaliyorum. Bu da onlardan biriydi. zerde kaselerinin her birine bir isim yazmis. Bu alfabeyi taniyanlar zaten hemen okumustur, yukarideki zerdenin üzerinde Hz. Ali'nin ismi yazili.

 Asagidaki kasede ise Hz. Muhammed'in ismi yaziyor. Ayin temasina uymalarinin haricinde, cok da zariflerdi!

janetaliriza.blogspot.de
Bu arada safrana dair bir tespitte bulunacagim. Safran aromasi erkeklere hic hitap eden bir tat degil. Henüz severek safran tüketen erkege rastlamadim. Kadinlarin da hepsi sevmiyor ama sevenlerin hemen hepsi kadin. Baharatlarla ilgili ayri bir yazi yazacagim, islerimi ve kafami toparlayabildigim bir vakit.

Sofralariniz bereketli, niyetleriniz dua ve dilekleriniz kabul olsun.
Sevgiler,
Janet.

Friday, August 3, 2012

Balea - Afrika

Sacma sapan alis verislere son verip bir seyi bitirip yenisini öyle almaya basladigimdan beri cok mesudum. Evde gereksiz siseler, kutular kalabaligi olmuyor. Aylarca atil durup bozulan olmuyor, aksine biri bitip yenisi geliyor.

janetaliriza.blogspot.de
Ben de teenage bünyeler icin hazirlanmis ama kokusuna kapilip aldigim sekerli, limonlu vanilyali Balea kremimin bitmesini uslu uslu bekledim.Vanilya ve benzeri sekerli kokulardan tiksinmeme ramak kala bittigi icin zamanlama cok iyi oldu.

Bu arsiz kokunun hatirasindan biraz uzaklasmak icin nötr bir krem almak niyetiyle gittim, baska bir Balea'yla döndüm. Bu defaki krem de Afrika ismiyle cikmis bir ürün.

janetaliriza.blogspot.de


Argan yaginin var icinde, kokusu da öncekinin aksine buruk mu buruk. Arganin kokusu limonla kirilmaya calisilmis. Simdik düzenli ve severek kullanmaktayim. Arganli demistim, yani su degil yag bazli. Ama hemen emiliyor. Her ne kadar buraya yaz tam gelmemis olsa da (yo hayir sikayetci degilim) yazlik bir esintisi var.

Sanirim bi sonraki krem alis verisimden kokusuz bir seyle dönerim.
.....
...
.
Belki de dönmem, güvenemiyorum kendime bu konuda.

Sevgiler,
Janet.

Thursday, August 2, 2012

Ramazan 2012 #1

Bu sene degisik yerlerde iftar yapip bunlarin bir kismini burada kayda gecirmek istedigimi yazmistim daha önce.

Avrupa, Türkiye'ye nazaran nispeten kuzeyde konumlandigi icin, özellikle yazlari günler Türkiye'den cok daha uzun sürüyor, haliyle gecelerse kisa oluyor. Bu bilgiyi Ramazan hesabina tatbik ettigimizde de sahurun Türkiye'dekinden erken, iftarinsa gec oldugu neticesine eriyoruz :)

Sabah 4'e dogru niyet edip, aksam 10'a dogru iftar ettigimiz topraklarda, ilk hafta gurbetcilerin topluca iftar ettigi bir yerde bulundum.

janetaliriza.blogspot.de
Gelenekci yanimin kabardigi o gün, bir de boyumdan büyük bir ise kalkistim ve oradakilere helva dagitmaya karar verdim. O güne degin gercekci bir helva tecrübemin olmadigini da söylemem gerek. Diger söylemem gereken seyinse orada 400 kadar kisinin iftar ettigi.

Tencerelerden kavrulan irmigin kokusu yükselirken mest oldum. Bir noktada yaptigim helvayi iftara kadar tadamayacagimi fark ettim, ama icimde yeseren telas filizini hemen oracikta telef ettim. Yilmak yok.
Helvalara sekil vermeye cok mesut basladim, yalniz meblag az olmadigi icin sirtim isyan etti bir süre sonra.

Biraz badireli de olsa basardim ya hu! Tadi hic fena olmamisti. Milletin tepsisinde, masasinda görünce gecti yorgunlugum.

janetaliriza.blogspot.de

Masalar arasinda sinsice gezinip biraz gözlem yaptim. Bu arada bir iki masa vardi ki, mükemmel Türk ev hanimlarinin ayinesiydiler efendim. Iftara gelirken elleri bos gelmemis, tursu senin, kurufasülye benim, mercimek köftesi hepimizin yapip yanlarinda getirmisler. (Ortada turuncu plastik kapagin üzerindekiler de benim helvalarim.) Sofralari cok sendi. 

Herkesin sofrasi sen, yuvasi huzurlu olsun.
Sevgiler,
Janet.

Wednesday, August 1, 2012

Yasar Ne Yasar Ne Yasamaz - Aziz Nesin

janetaliriza.blogspot.de


Bu kitabi kütüphaneden 'bir kez daha' secerken bir yandan da gevrek gevrek güldüm, cünkü Olacak O Kadar parodileri okurcasina bir iki gün gecirecegimi cok iyi biliyordum. Yasar'in imami yoklamasindan baslayan romanda, onun savruldugu her noktada diger mahpuslarla birlikte ben de Haydaaaaa dedim. Yasar'in saz calip türkü söyledigi Anşe Anşe diye kivrandigi yerlerde, bir nüfus kagidinin bile cok görüldügü bu adama güldügüm icin utandim yer yer. 


Tam isten ayrildiginda kizin hamile oldugunu ögrenmesi - dolmustan inip dolmusa bindigi ve her dolmusun kapisinin ayri aciliyor olmasi - bir de bir sapkanin ugruna oradan oraya gitmesi en favori sahnelerimdir. Bu okuyusumda miras pesinde kosturmasini yeniden hatirladigima sevindim. Anlaticilik yaparak para kazanmasini da unutmustum, bu okuyusumda animsadim. Hapisanedeki diger mahkumlarin antikaliklarina da bu defa daha cok dikkat ettim. Kitabi en ders dolu anahtari ise Kara Kapli Nizami Bey. 


Yasar'dan kurta evrilen, Ince Memed'den eskiyaya evrilen karakterler onca kurgunun icindeki en gercek olanlar kesinlikle.


Sevgiyle kalin,
Janet.

Friday, July 27, 2012

Kedi Cilginligi

Facebook'ta, twitter'da cagil cagil kaynayan kedi fotografi paylasma cilginligini ilgisizce görmezden gelmeye devam ediyorum. Buna ragmen bugün ben de bir paylasim yapacagim.

Sevgili Sabine her zamanki inceligiyle bir kart atmis. Attigi kart, tombul gülümseyen bir kedi. Tüyleri icin kadife kumaslar entegre edilmis. Kulaklari ve burnu ise pembe. 

Posta kutusunda beklenmedik bir zarf bulmak bir mutluluk. Zarfin icinden neseli bir kart cikmasi bir mutluluk. Kartin icinde candan satirlar bulmak da baska bir mutluluk.

Gardrobumun kapisina yapistirdim ki kedicigin gülümseyisi eve yayilsin.

http://janetaliriza.blogspot.de
Sevgiyle kalin,
Janet.

Tuesday, July 24, 2012

Kemik Bahcesi - Der Spiegel

Bu haftaki Spiegel Dergisi'nde enteresan bir konu vardi: "Blue Hole". Bir doga harikasi. Ama haber bu harikanin kara yüzüyle ilintili.

janetaliriza.blogspot.de
Misir - Dahab'da, yani Kizildeniz'de 130 m. derinliginde bir mavi delik varmis.  (Resimleri icin tiklayiniz.) Bu mavi deligi de digerlerinden ayiran bir özellikten söz ediliyor ki gözlere senlik bir mucize. Söyle ki, yüzlerce metre derinlikteki cukurun icinde bir de tünel var. Bu tünel, Kizil Deniz'in öbür ucuna, Suudi Arabistan'a aciliyor. Misir henüz karanlik ve günes Suudi Arabistan'in üzerinde yükselmekteyken denize vuran isik sulardan yansiya yansiya bu mavi delige ulasiyor. Dahab'a daha günes dogmadan, mavi delik aydinlanip isildamaya basliyor. Ne harika degil mi?

janetaliriza.blogspot.de
Öte yandan bu güzellik, dünyanin en tehlikeli dalis noktasiymis. Orada yasayan bir dalgic, Tarik Ömer ile yapilmis bir röportaj var haberde. Tarik Ömer delikten sürekli ceset cikarttigi icin o deligi en iyi bilen kisi olarak taniniyor. Deligin hemen yani basindaki plaj bir mezarlik gibi anit taslariyla doluymus. Ayrica bu deneyimli dalgic onca ceset cikartmak zorunda kaldigi icin bir cok hüzünlü hikaye anlatmis dergiye. Röportajin bazi yerlerinde ürperdim biraz. Mesela diyor ki, "bazi cesetleri 2-3 günden sonra artik cikartmasak keske, ama aileler cenaze yapip topraga gömmek istiyor. Oysa cesetler, yengecler yüzünden cok da iyi görünmüyorlar o vakitten sonra." 

Dalgiclar derinlerden yüzeye dönerken vurgun yememek icin agir agir yükselmelilermis. Ideali dakikada 10 metre diyor kendisi. O yüzden 130 metrede bir ceset buldugunda onu hava yatagina baglayip yukari gönderiyor, kendisi ise agir agir cikiyormus. O ciktiginda, müteveffa coktan götürülmüs oluyormus. Asagi dogru inerken de vücudun alismasina müsade edecek kadar yavas olunmaliymis; ayrica 40 metreden daha derinler icin farkli gaz karisimlari tasimak gerekiyormus. Aksi taktirde önce sarhosluk benzeri emareler bas gösteriyor, ardindan da is halüsinasyonlara, bellek kaybina kadar gidiyormus.

Bunca irkilten bilgi arasinda okudugum bir cümle aklimi ucurdu. Diyor ki Ömer: delige dogru yüzmek, uzaya cikmak gibi. Yavas yavas isik ve renkler kayboluyor. Önce kirmizi, sonra turuncu, sonra da sari. En sonunda sadece mavi kaliyor.

janetaliriza.blogspot.de
Gelelim anlattigi hikayelere. Ilk hikayenin kahramani Rus dalgic Yuri Lipski. Lipski dalarken yaninda kamerasi da varmis. Buddy'si ile birlikte dalmis, ama her ikisi de bröveli hoca olduklari icin asagida ayrilmislar. Tarik, Yuri'yi buldugunda, cesedin yüzü kuma dönükmüs. Video görüntülerine göre, basta her sey yolunda giderken  Yuri hizlanmaya basliyor ve sonra birden tabana cakiliyor. Tahmin edilen o ki, derinlik sarhoslugu ile akli karisan yuri yüzeye ciktigini saniyor, bir yandan da oksijeninin yetmeyecegi endisesiyle panige de kapiliyor. Yüzeye yaklasiyorum derken ters yöne ilerleyerek tabani buluyor ve iste... Kamerasina bir sey olmamis ve kendi ölümünü kaydetmis. Video youtube'da.  Ben basladim, ama sonunda tam olarak neyle karsilasacagimi bilmedigimden vazgectim izlemedim, kapattim hemen.

Bir diger hikaye de yine Rus Igor Schalo ile ilgili. Tam 400 dalis yapmis bir dalgic. 401ncisini burada yapiyor. Derinlere iniyor sonra da yeniden yüzeye dogru yükselmeye basliyor. Cok dalisi olsa da basinc azaltarak yükselme konusunda aslinda o kadar da tecrübeli degilmis. Aralarda durmasi gerekirken, aniden yükselmeye calisiyor. Panige kapiliyor ve kontrolünü kaybediyor. Yine de yüzeye ulasiyor. Görgü taniklarina göre, yüzeye vardiginda aci icinde bagiriyor ve yardim istiyor. Vücudundaki azot döngüsünü saglayamadigi icin yüzeyde vücudunun tipki kola gibi köpürdügü, cevresindeki sularin soda gibi kaynadigi görülmüs. Schalo, orada hayatini kaybetmis.

Bir yanda tehlikeye gözü kapali atlayanlar, bir yanda da ben gibi garantici bünyeler. 
Ne farkeder aslinda, kimse sag cikmiyo iste bu hayattan.
Ben yine de risklere yokum galiba.

Sevgiyle kalin,
Janet.



Monday, July 23, 2012

ARKASI YARIN ROMAN

Size bir blog önerecegim. O, günlük gibi tutugumuz bloglarimiza hic benzemiyor.

Yazari Hüseyin Ütün. Blog adresi:  http://huseyinutun.blogspot.de

Blog'un yazarinin yayinlanmis bir romani var "Yarim Yüzlü Adam"

Ve bu blogunda, Nefes Romanini ve Korkusuz romanini taslak ve gercek zamanli olarak yazip yayinliyor.

Cok enteresan bir calisma; hem blog hem de yazin olarak.

Bakin bakalim, neler düsüneceksiniz.

Sevgiyle kalin,
Janet.

Sunday, July 22, 2012

Lily's in Labor

Dizilerle ilgili bir sey yazmak hic aklimda yoktu. Derken facebok'ta bir arkadasimin yazdigi status hem cok güldürdü (sakin ol sampiyon) hem de bu gereksiz entry'yi tetikleri. Status aynen su (copy - paste):

"Bu Aşkı Memnu ile başlayıp kuzey güney, Adını feriha Koydum daha niceleri v.b. aptal kızların bilinçaltlarını etkileyen geri zekalı entrika dizilerinin Allah belasını versin"

Gecen sezon ben de herkes gibi bir kac dizi takip ettim. Televizyon degil internet üstünden izliyorum dizilerimi. Öyle olunca da reklamlari atlama ya da vaktim oldugunda izleme lüksüm de oluyor. Yalniz Türkiye ile eszamanli izleyemedigim icin eksisozluk, facebook vb. ortamlardaki spoiler'lan zaman zaman herseyi berbat ediyor.

Behzat C. finali icin heyecanlanirken, Mericcigimin pervasizca internette yazdiklari yüzünden savcinin ölecegini bilerek izledim son bölümü. 

Yerli dizilerden iki tanesini izledim. Ikisine de bayiliyorum. Birisi Leyla ile Mecnun, öbürü de Behzat C. Iki dizinin de her karakteri ayri eglence. 

Yabanci dizilerden de How I Met Your Mother, Spartacus, White Collar ve renkleri aklimi basimdan alan Pushing Daisies'i takip ettim. Neden devam etmiyor ki Pushing Daisies?

Uykumu bir türlü getiremedigim önceki gece dizi izleyerek uykuya dalmayi denedim ve How I Met Your Mother'in son bölümünü actim. Izleyenler bilir, Lily sancilanmaya basladiginda cemcük agizli Ted saga sola yedi düvele bir e-mail atarak Lily'nin "uterus acilisina" herkesi davet etmisti. Bununla ilgil bir iyi bir de kötü haberim var.


janetaliriza.blogspot.de
Iyi haber, böyle bir internet sitesi gercekten hazirlanmis!!! http://lilysinlabor.com/ onun adresi.
Kötü haber, CBS her zamanki numarasini burada da yapmis, bölge sinirlamasi koymus: "the video you have requested is not available for your geographic region." (Bunun mantigini anlayamiyorum, vardir elbet bir aciklamasi. Bilen varsa bana da bildirsin lütfen.)

Neyse ki birileri akil edip Youtube'a yüklemis. Merak edenler icin click.

Fonda Türkce ve eglenceli bir seyler dönsün istedigimde de Leyla ile Mecnun bölümleri aciyorum. Kaygisizlar gibi sacma sapan ve müthis bir dizi bence.
Sacma sapan ve müthis.
sacma sapan
ve 
müthis

Sevgiyle kalin,
Janet.

Saturday, July 21, 2012

Yatak Odasindaki Öküz


Kim yatak odasinda bir öküz ister, degil mi?

Öyle degilmis iste.

Ben gözlerimle gördüm...

janetaliriza.blogspot.de


Sevgiler,
Janet.

Friday, July 20, 2012

Ojemin Rengi

Efendim önceki resimde imsakiyeyi gösteren tirnagimdaki ojeyle ilgili soru gelmis Gülay ve Demet'ten.
Ojem bej renk, markasi P2. DM'in kendi markasi.


janetaliriza.blogspot.de
Color Victim serisi 670 numarali  elegant isimli renk bu tam olarak.


Gecen sene neon pembelerle gezip kinaniyordum mütemadiyen.
 - Ne renk o tirnagindaki?
 - Hic yasina yakisiyor mu?
 - O ellerindekini sil ama disari cikarken.
 - Ben de kimler aliyor ki bu renkleri diyordum.


(iste vizyonerlik! Bu sene herkes kullaniyor iste o renkleri.)
(Simdi de tam bi hipster gibi konustum. I used to use it before it was cool.)


Senenin civil civil renkleri dururken bej sürüyorum. 
Mersine - tersine...


Sevgiler,
Janet.

Ramazan 2012

Günaydin! 

Yine anneanne tadinda ve temenni dolu konusmaya baslayacagim. Cok kalpten dilerim ki bu ramazan hanelere bereket, dertlilere deva, hastalara sifa, yalnizlara es, issizlere is, aşsizlara aş olsun bol bol. 

janetaliriza.blogspot.de
Ramazan demek pide demektir, mahmur sahur demektir, saniye saniye yolu gözlenen aksam ezani demektir, herkesi bir araya getiren iftar bulusmasi demektir, (ramazan temali  kötü kola reklamlari demektir), mahya demektir, teravih demektir, hurma demektir, televizyondaki Osmanli esintili ramazan dizileri demektir, dini programlar, ekranin yaninda iftar saati geldiginde rengi degisen sehir isimleri demektir. Ayrica nostalji demektir, biraz burukluk ve hatta damla damla gözyasi demektir. Eskiyi animsatir, duygulari costurur.

Bir de kullanilip kullanilmamasindan bile bagimsiz olarak ramazan imsakiye de demektir bence! 

Ramazan alis-verisi icin bir Türk bakkalina ugradim, ve burada imsakiye de bulduguma cok sevindim! Ama sonra da "sacmalama Janet, Almanya'dasin, Avrupa'nin göbegindeki Türkiye burasi" dedim kendi kendime, gereksiz sevincimi derhal frenleyip, muntazam rulo yaptim imsakiyemi cantama sokmadan. Eve gelince de duvarima tutturdum.

Bu sene cok degisik birkac iftar sofrasinda oturup sonra bunlarda kisa kisa söz edecegim, eger isler planladigimca olursa. 

Dua ve ibadeteriniz makbul ve kabul olanlardan olsun. Janet'i de unutmayin!

Mutlu Ramazanlar!
Janet.

Thursday, July 19, 2012

Not

Facebook mesajlarinin, SMSlerin, e-postalarin, whassapplarin isgal ettigi dünyada kagit ve kalem ile yazilarak kapiya ilistirilen, posta kutusuna birakilan bir not almayali ne kadar cok zaman olmus meger! 


janetaliriza.blogspot.de
Kücücük bir tesekkür notu. El yazisi ile! Bundan sonra ben de -mümkün oldugunca- bunu kullanacagim. Daha kisisel ve dogrudan bir tessekür.


Sevgiyle kalin,
Janet.

Fehmi K.'Nın Acayip Serüvenleri - Hilmi Yavuz

Bu hikaye kitabini eime aldiginda meger eski kapagina aldanmisim. Icinde böyle post-modern bir öykünün cikacagini hic tamin etmemistim. Okumaya basladigim ilk sayfalardan itibaren bu cok da asina olmadigim tarz, itiraf etmeliyim, beni saskina cevirdi. Bir o kadar da neselendirdi! Kitaptan etrafimdaki herkese söz ettim!

Anlaticinin bu denli varlik gösterdigi bir diger öykü henüz okumamistim. Tam bir konudan söz ederken "bu konuda daha fazla yazacagima cok emin degilim" diyen bir anlatici var bu kitapta! 

Su cümleye bakin mesela:

      Simdi biz, anlati okurlari olarak, Fehmi Kavki'nin Anette ile nasil tanistigini merak 
      ediyoruzdur elbette. Ama durun sevgili okurlarim, her seyin bir sirasi var. 
     Ayrica, Fehmi Kavki'nin Anette ile nasil tanistigini size anlatacagimdan simdilik 
     pek emin degilim. (s.11)

janetaliriza.blogspot.de
Ya da su cümle de ilk basta yüzümde gülümseme birakmisti:

    Buraya kadar anlatilanlar, 'bin bankada yalismakta olan Fehmi K. bir yaz sabahi 
    evinden cikip isyerine dogru gidiyordu', diye özetlenebilir. Evet, özetlenebilir
    özetlenmesine de, ben öyle ince, pestil inceliginde kiytirik romanlar yazip üzerine
    'anlati' diyerek okura yutturmaya calisan yazarlardan degilim. (s.12-13)

   Böyle giderse Fehmi K. işyerine kolay kolay varamayacak diye söylendiğinizi duyuyor
   gibiyim, sevgili okurlar. … Ben, Fehmi K.‘yı, elimden geldiğince elbette, şu lanet olasıca
   sokaktan bir an önce kurtarıp işyerine ulaştırmaya çabalarken , öykülemeyi zırt pırt
  keserek, -ve iyi okur ukalalığıyla, işimi güçleştirdiğinizin ayırdında değilseniz ben ne
  yapayım? Onun için sözü uzatmadan, (bu sözüm sanadır ey okur!) Fehmi K.‘nın işyerine
  dönelim. (s.15)

Sevincli bir ramazan olsun, hakkiyla anlamina ererek yasansin dilerim.
Sevgiyle kalin,
Janet.

Wednesday, July 18, 2012

Cocuk Dogum Günü

Arkadasim Shimshim, 10 yasina giren oglunun Mart ayindan bu yana erteleyip durdugu partisini nihayet kutlamaya karar verdi. Parti deyince akla Janet isminin gelmesi on nümero. Partinin cocuk partisi olmasi ise uzmanlik alani disi.

Neyse partinin büyügü kücügü olmaz deyip hemen bir yol plani, yapilacaklar listesi, pasta icin malzeme listesi gibi detaylari organize ettik. (Ben bir basak burcuyum,detaylar bizden sorulur!)

Planlamanin ardindan bir kahve - pasta molasi verdik. (Almanlar pasta, firincilik islerinden anliyorlar mirim.) 
janetaliriza.blogspot.de
 Sonra malzeme alis-verisini tamamladik. Renkli tabaklar, bardaklar, peceteler, happy birthday pankartlari, konuk cocuklara hediye etmek üzere playmobil figürleri, ve topluca delirmelerini engellemek icin onlari oyalayacak cesitli oyunlar aldik.

janetaliriza.blogspot.de
 Carsidan aldigimiz taze cilek ve bögürtlenleri atistirarak dinlendik biraz.
janetaliriza.blogspot.de
Sonra da pasta icin alis-verise ciktik. Hazir krema ve pasta tabani ile isin kolayina kacip gida boyasi, seker figürler, renkli hamurlar ile süslemeye abanmaya karar verdik. Yalniz pastayi tamamladigimizda insanliktan cikmistik. Resmini cekmeyi unuttuk. Belki ertesi gün Shimshim cekmistir, o zaman onu da buraya ekleyecegim. 

Pasta yaptiktan sonra kendimize gelmek icin mideye indirdigimiz Türkiye'den gelme kirazlarimizin resmini buldum makinada.
janetaliriza.blogspot.de
Ve o partiye elbette gitmedim. 15 cocugun ayni anda yapacagi gürültüye bir dilim pasta icin katlanamazdim. Shimshim'e yine de yardima ihtiyaci olup olmadigini sordum. Iyi ki yok dedi :))

O degil de, benim simdi ufakliga hediye almam lazim. 10 yasindaki oglan cocuguna ne alinir ki?  Futbolu da sevdigine göre, 2012 Avrupa Kupasi  temali bir seyler aramak düsüyor korkarim bana. Parlak fikirleriniz varsa yazin muhakkak.

Sevgiyle kalin,
Janet.

Tuesday, July 17, 2012

Modern Türk Edebiyatında 99 Hikâyeciden 99 Hikâye - Selim İleri


Oğlak Yayıncılık’ın 1997 yayımı olan 893 sayfalık bu derlemenin mimarı Selim İleri. Selim Bey, 1860 doğumlu Samipaşazâde Sezai’den 1949 doğumlu Necati Güngör’e kadar olan yelpazeyi 1949’da kesmesinin nedeni olarak 49 senesinin kendisinin de doğum yılı olmasını göstermiş. Çok özenli hazırlanmış, her hikayenin ayrı bir renk olduğu fevkalade bir eser. Her üç beş sayfada bir yepyeni bir hayata konuk oldum. Kimini okul dönemlerimden biliyordum, yeniden hatırlamanın tadı ile o hikayeyi okuduğum dönemin hatıraları birleşerek şaşırttılar beni. Kimilerini nasıl olup da anca bugün tanıdım diye hayıflandım, kiminin karanlık dünyasında ruhum sıkıldı, kimiyle okuma aşkım arttı (Okumak – Ziya Osman Saba), kimiyle boğazda kayığa bindim, kimiyle bir pencereden Beyoğlu’nun karmaşasına baktım, kimiyle metruk bir evden apar topar kaçtım (Sağır Yalı – Samet Ağaoğlu), Dimo ile terzi Kadri ve Madam’ı ziyaret ettim (Bir Terzi Soyunuyor – Zeyyat Selimoğlu), Yaşar Kemal’in Ağır Akan Su hikayesinde dertli Kerem Ustası’nın evinin küllerinin yanında dururken son satırda anlatılanların gerçek olduğunu öğrenip kalbimi kararttım.

Ta ilkokul zamanından bildiğim Yüksek Ökçeler mesela.  Ömer Seyfettin. Neşelendim okuyunca. Oysa ne kadar basit bir hikaye. Doğru ya! Basitliğinden aslında sevişim. Suat Derviş’in Avdet öyküsü de romantik akışını müteakip şaşırtıcı sonuyla okuru ters köşeye yatırıp, yüzünde gülümseme bırakıyor.


Oğuz Atay'ın "Demir Yolu Hikayecileri - Bir Rüya" öyküsü de anmaya fena halde deyeceklerden bir tanesi. Öyküye başlar başlamaz, garda hikaye satan 3 hikayecinin kulübelerini izlerken buldum kendimi. (Böyle bir meslek gerçekten var mıydı?) Her durumda hikaye yazarak geçim sağlamanın neredeyse imkansız olduğu hakikati ile yüzleştirdi Oğuz Bey bizleri. Kapanışını da o meşhur cümlesi ile yaptı: 


Ben buradayım sevgili okuyucum, sen neredesin acaba?

Ruhuma en iyi gelen satırların en eski olanlar olduğuna kâni oldum bu kitabı okurken.

janetaliriza.blogspot.de
Sizi hikayelerden bir kaç cümle ile baş başa bırakmadan önce, Orhan Duru’nun Yeşil Lahanalar hikayesini de anmak istiyorum. Hikaye, bir şiir gibi hece ahengi içinde, kafiyeli olarak ama nesir biçiminde yazılmış. Bir paragraf aktarmak isterim:

Kabzımal bastı kızı bağrına. Üzüldü bahçıvan eski gücünü yitirdiğine. Ne günlere kaldık, tanrım dedi kendi kendine. Herkes ekmek derdinde. Ekmek ekinde. Ekin köylüde. Köylü köyünde. Köy nerde? Ben ekmiyorsam ekmek, kimsenin ekmeğine el sürmeyeyim diye. Ama işte bu da gelecekmiş başıma demek, bu başımın üzerindeki şapkaya. Çıktı kızım da ondan yana. Kendi kanımdan olan kızım da karşı bana.“

Sözü çok uzatmadan diğer öykülerden unutmak istemediğim ve o yüzden burada kayda geçirdiğim diğer cümleler de aşağıda:

Sahilin sakin suları üstünde yeşil gölgeleri uyuyan çamların uğultularında ağlayan bir melâl var gibi geliyordu.“ (Güzide Sabri – Heybeliada Mezarlığı) 

Mayıs geldi, karşıbahçe âdeta bir kiraz denizi halini aldı. Eski ev, artık büsbütün kaybolmuştu.“ (Kirazlar – Reşat Nuri Güntekin)

Bilir misiniz ki bir kadının dudakları arasında parlayan bu hande, bu firarî işve şimşeği bir erkek kalbinde ne müthiş boralar tevlit eder?“ (Bir Ölünün Mektupları – Yakup Kadri Karaosmanoğlu)

Ve hiçbirimizin aslında çok da farklı olmadığını iddia eden ve ister istemez önce karamsarlığa sonra huzura götüren cümleler de vardı elbet, Tanpınar'in Tren Yolculuğu'ndaki gibi:

Ben de bir şey sormaya cesaret edemedim; daha ötesinin bir yığın imkânsızlık; olmayacağı bile bile kurulan hayaller, cılk çıkan ümitler, birbirini tutmayan hesaplar, farkında olmadan işlenen hatalar, tek çare gibi görünen budalalıklar olduğunu hangimiz bilmeyiz? İnsan hayatı sandığımız kadar değişik değildir. Şartların arasına, mühim anlarda, kendi tecrübenizi olduğu gibi nakledin, en başka türlü hayatı doldurmuş olursunuz.“ (Bir Tren Yolculuğu – Ahmet Hamdi Tanpınar)

Sevgiyle Kalın
Janet.

Sunday, July 15, 2012

Telve Bana Bir Sey Demek Istiyor

janetaliriza.blogspot.de

 Cuma günü, aksam yemegini müteakip, efendim, bir yorgunluk kahvesi ile günümü taclandirmisken bir de üstüne fal kapadim ki ahvalimiz nedir bir tüyo alalim. Zaten hep cok sansli, cok kismetliyimdir; bunu gören telve bile gülümsemis bana. Daha ne isterim ben! Cok sükür.

janetaliriza.blogspot.de

Fincanda olanlar da bunlar. Anlayan ve agzindan bal damlayan varsa hic cekinmesin lütfen, dinlerim seve seve. Ama karanlik yorumlarinizi agzinizin icinde tutunuz.

Sevgiler,
Janet.